banner133

“İz bırakan ne ise şair kağıda onu döker”

Şafak Gazetesi’nin konuğu şair Mücella Pakdemir oldu. Şiirlerinin yanı sıra hikâyeleri, romanları, parodileri, fikir yazıları, güfteleri bulunan bir çok ödülün sahibi usta kalem Şair-Yazar Mücella Pakdemir’le gayet sıcak ve samimi bir röportaj gerçekleştirdik.

28 Ekim 2017 Cumartesi 10:18
Bu haber 3464 kez okundu
“İz bırakan ne ise şair kağıda onu döker”
 Şair Yazar Mücella PAKDEMİR:

“İz bırakan ne ise şair kağıda onu döker”

 

Şafak Gazetesi’nin konuğu şair Mücella Pakdemir oldu. Şiirlerinin yanı sıra hikâyeleri, romanları, parodileri, fikir yazıları, güfteleri bulunan bir çok ödülün sahibi usta kalem Şair-Yazar Mücella Pakdemir’le gayet sıcak ve samimi bir röportaj gerçekleştirdik.

 

Röportaj: Gülcenaz ARSLAN

 

Sayın şairim, öncelikle bize kendinizi tanıtır mısınız?

 Memnuniyetle… 1956 yılında, İstanbul’un kalbi sayılan tarihî, şirin ilçesi Fatih’te doğmuşum. Akrabalarımın hemen hepsi de İstanbul’da yaşamakta. Marmara Üniversitesi’nde İşletme bölümünü okudum. Meslek olarak muhasebeciliği seçtim. 18 yılını muhasebe müdürü olarak geçirdiğim çalışma hayatımda bazı şirketlerde genel müdürlük de yaptım. 2002 yılında fiilen emekli oldum. Resim ve şiir ilgi alanlarım oldu küçüklüğümden beri.

 

Okuma yazmayı beş yaşımda sökmüştüm ve tam bir okuma âşığıydım. Yolda gördüğüm gazeteleri, kesekâğıtlarını toplar, okumak için eve taşırdım. Meraklı, cesur, sözünü esirgemeyen ve yerinde duramayan bir çocuk olduğumu söylerdi aile büyüklerim. Haksızlığa dayanamayan, adaletli bir yapım vardır. Zayıflara, güçsüzlere karşı da zaafım… Almaktan çok vermekle mutlu olurum. Elim açıktır. Hayvanseverim. Evimizden kedi eksik olmaz. Huzur yumakları diyorum ben onlara.

 

2013 yılında hacca gittim. Çok büyük bir arzum da böylece gerçekleşti, hamdolsun. Emekli olduktan sonra kendime yeni bir meşgale aramadım. Zira iş hayatının yoğun temposunun birdenbire sona ermesiyle oluşan boşluğu, edebiyata olan tutkum sayesinde, şiire ağırlık vererek doldurdum. Yurdumuzun pek çok ilinde düzenlenen şiir etkinliklerine katıldım ve katılmaya da devam ediyorum. Sadece şiire değil, edebiyatın her dalına ilgi duyuyorum. Öykü, roman, makale, anı yazıyorum. Yirmi beşin üzerinde şiirim bestelendi. Ayrıca, sekiz yıl süreyle internet üzerinden radyo programcılığı yaptım.

 

Çekirdek aile çerçevesinde, iki erkek evladım, bir gelin kızım ve dünya tatlısı bir torunum var.

 

Sayın Pakdemir,Şiir yazmaya nasıl başladınız?

 

Şiir yazmaya ilkokul üçüncü sınıftayken, biraz zoraki başladım, diyebilirim. Öğretmenimiz kışla ilgili bir şiir getirmemizi istemiş, okul dergi ve kitaplarından olmasın, demişti. O zamanlar pek bir kaynak yoktu elimizde. Kütüphanelere gidemezdik. Evimize dergi girmezdi. Bir tek, gazete girerdi; onda da şiir hak getire! Ben de, el mahkûm, “Kartopu” isimli bir şiir yazdım. Öğretmenim “Bu şiiri sen mi yazdın?” diye sorduğunda kızardığımı hatırlıyorum. Kızacak sanmıştım ama o, “Aferin! Çok güzel yazmışsın. Bundan sonra hep şiir yaz, getir bana.” dedi. İşte, ilk onun teşvikiyle başladım şiire. Ortaokul ve lise dönemlerimde de, şiirlerim elden ele gezer, okul gazetesine ayrılan duvara asılırdı. Bir kimya öğretmenimiz vardı. Derse başlamadan evvel bana yeni yazdığım şiirlerimden birini okutur, ardından kendisi bir şiir paylaşır, derse öyle geçerdi. Kısacası, öğretmenlerimden daima destek gördüm. Liseler arası bir yarışmada birinci oldum. Okul yıllığına geçti şiirlerim. Şiir serüvenim böyle başladı. Sürekli yazdım. Emekli olduktan sonraysa, iyice yoğunlaştım. 2009 yılında “Yere Düşürme”, 2012 yılında “Zemberek Kaçkını Saatler”, 2014 yılında “Mavera” adlı şiir kitaplarım basıldı. Hâlihazırda ikişer adet roman, öykü ve şiir, bir adet de mizahî türde olmak üzere, toplam yedi kitabım basılmayı bekliyor. Maddi imkânsızlıktan dolayı bastıramıyorum. Bir yazar için içler acısı bir durum tabii ki. Magazin kalemi olmadığımız için midir nedir, sponsor bulamıyorum. Sadece benim değil, birçok şair ve yazarın ortak derdi budur, diyebilirim.

 

Mücella hanım,etkilendiğiniz şair ve yazarlar var mı?

 

Olmaz mı? İlk sırada şairler sultanı Necip Fazıl Kısakürek geliyor. 20. yüzyılın en renkli siması olan şairimiz aynı zamanda büyük bir dava adamıdır. Hitabeti güçlüdür; sağlam eğitimli, kültürlü ve yaşadığı devrin zor şartlarını göz önünde bulundurursak, son derece cesurdur. Cesareti kendisine zaman zaman maddi ve manevi esaretler getirmiş ama o hiç yılmamıştır. Basımı siyasi sebeplerle bazen kesintiye uğrayan Büyük Doğu Dergisi’ni çıkarmış ve “surda gedik açma”ya, toplum şuuru oluşturmaya çabalamıştır. Başarmıştır da. Sakarya Türküsü, Kaldırımlar, Zindandan Mehmed’e Mektup… Daha pek çok kıymetli eserinin toplandığı “Çile”, elimde eskimesine rağmen, hâlâ kütüphanemdeki en gözde kitaptır. Hikâyeleri, tiyatro piyesleri, fikir yazıları da güncelliğini muhafaza eder ve zevkle okunur.

 

Üstat’tan önce, itiraf ediyorum ki, Orhan Veli’den etkilenmiştim. Samimi, yalın, egosuz, cesur dizelerini okumaktan keyif alırdım. Kimi şiirlerinde Batı edebiyat akımı sürrealizmin izleri vardır. O ve arkadaşları Melih Cevdet Anday ile Oktay Rıfat, “Garip” akımının öncüleri oldular.

 

Aruz ölçüsüyle yazılmış, iç musikili şiirleri bugün bile çokça okunan ve Fecr-i Âti topluluğunun en güçlü şairi olan Ahmet Haşim’in de gönlümdeki yeri başkadır. Merdiven, Bir Günün Sonunda Arzu isimli eserlerini bilmeyen edebiyat âşığı yoktur sanırım.

 

Ölçüde divan edebiyatının nazım biçimlerini kullanmasına rağmen eserlerini günümüz Türkçesiyle ele alan Yahya Kemal Beyatlı, Türk - İslam dünyasının sosyal, siyasal ve kültürel hayatını her yönüyle inceleyen, realist bir bakış açısıyla ve aruz vezniyle şiirleştiren millî şairimiz Mehmet Akif Ersoy, İsyanlı Sükût, Mihriban, Ben Hep Seni Düşünürüm gibi şiirlerin şairi Abdurrahim Karakoç, Monna Rosa, Sıla şiirlerinin gönül ustası Sezai Karakoç beğendiğim şairler arasındadır.

 

Ayrıca, araştırmacı yazar, çevirmen, düşünür, veciz sözlerin büyük ustası Cemil Meriç, saygı duyduğum, fikirlerinden yararlandığım, entelektüel bir kişiliktir.

 

Yazar olmaya ne zaman karar verdiniz?

 

Dediğim gibi, şiir yazmaya ilkokul 3. sınıfta başlamıştım. Okullardaki münazaralarda da sıklıkla grup başkanı olurdum. Gördüğüm teşvikler, hevesim ve güçlü hitabetim, yazmaya gönül vermemde etkili oldu. Sonrası da kendiliğinden, bugünlere kadar geldi zaten.

 

Şairlik dışında, uğraştığınız başka bir meslek veya hobiniz var mı?

 

Benim asıl mesleğim muhasebecilik. Büyük şirketlerde yöneticilik yaptım. İş hayatında yirmi sekiz yılı doldurduktan sonra da, fiilen emekli ettim kendimi. Uzun yıllar evimden, internet üzerinden radyoculuk yaptım. Hayvanseverlik faaliyetlerim kendi çevremde kesintisiz olarak sürdü. Yarım kalan resim sevdama dönmek de daima aklımın bir köşesindedir.

 

Sayın Şairim,Şiir yazarken hangi olaylardan ilham alıyorsunuz?

 

Şair, gördüğü, hissettiği her şeyden etkilenir, ilham alır. Küçük çaplı bir olaydan da etkilenmiş olabilir, dünya çapındaki bir hadiseden de etkilenmiş olabilir. Dünyamızda, özellikle son asırda, neslimizin de bizzat şahit olduğu gibi, kitleleri geri dönülmez şekilde etkileyen kıyametler kopmakta ve büyük acılar yaşanmakta. Etkilenmemek mümkün değil.

 

Sosyal ve siyasî içerikli bir şiir, bugünü anlattığı gibi yarının tarihini de anlatıyor demektir. Bu sebeple, şiir ve nesirlerimizde gerek geçmişi gerekse bugünü anlatırken, tarafsız, duyarlı, bilgili ve hassas olmalıyız. Sorumluluğumuzu iliklerimize kadar hissetmeliyiz. İyi araştırmalı, doğru aktarmalıyız. Şair, sorumluluklarını bilen kimsedir aynı zamanda.

 

Şiirlerinizde ele aldığınız temel konular nelerdir?

 

O an için, ilgimi çeken ve etkilendiğim olaylardan ya da duygularımdan içime nasıl bir ilham gelmişse o konuyu kaleme alırım doğal olarak. Bu sebeple, temel bir konudan söz edilemez. Ancak, her şiirin bir temeli vardır elbette.

 

Şair gözlemcidir, araştırıcıdır, aktarıcıdır. İncelikleri, güzellikleri, detayları çabuk fark eden, sebep - sonuç ilişkisini kolay idrak edebilen, tahlil ve terkip kabiliyetiyle, sınırları zorlayacak boyutlarda kompozisyonlar üretebilen, duygudaşlığı yüksek, bakış açısı geniş, hitabeti kuvvetli kişidir. Yaşadığı her an, edindiği her bilgi, hissettiği her acı, her sevinç onda iz bırakır. Ne biriktirmişse kâğıda o dökülecektir.

 

Sizce şiir nedir?

 

Şiir nedir? Bu soru bana her sorulduğunda farklı cevaplar verdim. O anki ruh hâlime, duygu ve düşüncelerime göre şiiri farklı tanımladım. Şiir uçsuz bucaksız bir derya olduğu için, her tanımım da şiire aitti sonuçta. Şimdi de içimden geldiği gibi, dilimin döndüğünce tarif edeceğim.

 

Şiir bence özgürlüktür. Duygularınızı ve fikirlerinizi sunabildiğiniz, sınırı olmayan, engel tanımayan, uçsuz bucaksız bir evren… Ritmik, akıcı, çarpıcı, tutuklayıcı, etkileyici… Şiir özgürlüktür ama asla alt alta yazılmış dizelerin serseriliği değildir. Şair özgürdür ama aynı zamanda, şiiri kurallarına göre yazan, bazen en beliğ ve keskin ifadelerle, bazense imgelerle süsleyebilen söz ustasıdır.

 

Her şiir şairin kendine has birer serüvenidir. Nesre çevrilemez. Geniş manada ise; iç dökümüdür, duygu, fikir ve kültür aktarımıdır. Şiirde önemli olan, sözcüğün anlamı değil, şaire has bir üslupla dile getirilirken ulaştığı kalitedir. Şiir bir eğitim aracıdır, tarihî belgedir, yeri geldiğinde silahtır, kalkandır. Beyinlere, ruhlara, gönüllere mesaj ulaştırmanın en kestirme, en etkileyici yoludur.

 

Şiir, yüksek ritimli, akıcı ve akılda kalıcı, temelden çatıya kadar sağlam olmalı, ortak duygulara hitap etmeli, okurun ilgisini ilk dizeden itibaren üzerine çekmeli, konu bütünlüğünden kopmadan, vurucu bir finalle bitmelidir. İlk yazıldığı şekliyle sunulmamalıdır okura. Kesinlikle demlenmeye bırakılmalı, safralarından kurtarılmalı, imgelerle kuvvetlendirilmeli, ifade boşlukları tamamlanmalıdır.

 

Kısacası şiir, yoğun emektir, derin sevdadır, şairin her anına sirayet eden bir yaşam tarzıdır. Şiire gönül vermiş gençlerimize, bu anlattıklarımın dışında, sabrı tavsiye ediyorum. Zamanla kendi mecralarını bulacak ve başarıyı yakalayacaklardır.

 

Aslında “Şiir nedir?” sorusunu bir de okuyuculara sormak lazım. Şairler bunu on binlerce kez tanımladılar ama ben okuyucu şiiri nasıl tanımlardı diye merak ediyorum doğrusu. Bir de onların görüşlerini almak lazım. Ama “Şair nedir?” diye sormayın çünkü hepimiz güme gideriz. Şairler toplumumuzda, hâlen daha büyük bir kesim tarafından, uçuk, deli dolu, avare kişiler olarak algılandığı için, çok da iyi şeyler duymayacağımızdan korkarım.

 

Şairlerin sorumluluk taşıması gerektiğinden bahsettiniz. Bu konuya biraz daha açıklık getirir misiniz?

 

Sorumluluk taşımayan şair, şair değildir bence. Bu sorumluluk; dili güzel kullanma, ahlakî, kültürel, duygusal hassasiyet, millî ve manevi şuur çerçevesindedir. Dünya yanıyorken, kıyametler kopuyorken, ortalık toz duman vaziyetteyken, kutsallar ve toplumsal değerler alt üst edilmeye çalışılıyorken, yurdumuz ciddi tehdit ve tehlike altında, her gün üzücü birtakım gelişmelerle karşı karşıyayken… Bir şair sadece çiçek - böcek, aşk şiirleri yazıyorsa, o şair sorumluluk yönünden eksiktir. Daha gelişme aşamasındadır, ilk basamaktadır.

 

Yani, şu kalemi Allah elimize vermişse, bizim bunu iyiye, doğruya, çözüme yönelik kullanmamamız, üzerimize vebaldir. Öncelikle kültürünün geniş olması gerekiyor şairin. Millî ve dinî şuur kavramlarının altlarını çiziyorum. Millî, dinî konularda eser ortaya koyarken de, son derece dikkatle, hassasiyetle toplanan, gerçekçi bilgiye ihtiyaç vardır. Yarım yamalak bilgiyle çarpıtılarak, bu konular işlenmez. Onarılması güç hasarlara yol açar.

 

Şiir yazarken dikkat ettiğiniz hususlar nelerdir?

 

Şiir ciddi bir mevzudur bence. Güzel Türkçe kullanmak ana koşuldur öncelikle. Güzel Türkçe derken, Osmanlıca kelimeleri reddedelim, manasında söylemiyorum. O büyük zenginliğimizi, tam aksine, edebiyatımıza kazandırmak için, şiirlerime serpiştiririm. Bunu da bir hizmet olarak görürüm.

 

İşlediğim konuların sadece bugüne hitap edebilen değil, ileriki nesilleri de cezbedecek, onlara ilham verecek, görüş açılarını genişletecek, güncelliğini her devirde muhafaza edebilecek nitelikte olmalarına özen gösteriyorum. Bir sonraki şiirimin çıtası bir öncekinden düşük olmamalı. Yeterince ikna olmadığım ve yayınlamadığım şiirlerimin dosyası oldukça kabarıktır! Arada uğrar, üzerlerinde çalışmaya devam ederim.

 

Okurlarımın kendilerine ait bir şeyler bulabildiğini, ortak duygu ve düşünce paydalarında buluşabildiğimizi gelen yorumlardan öğrendiğimde de mutlu oluyorum elbette.

 

Neredeyken yazıyorsunuz şiirlerinizi?

 

Çok kalabalık ortamlarda yazamıyorum ve genellikle gece yazıyorum. Gece başladığıma gündüz de devam edebilirim ama bitişi genellikle gecenin sessiz, dingin, ilhama açık atmosferinde olur. Çoğu şiirimi yazmaya, birdenbire dilime düşen dizeler sebebiyle yatağımdan fırlayıp, uykumdan feragat ederek başlamışımdır.

 

Sizce günümüzde şiire önem veriliyor mu?

 

Günümüzde şiire önem veriliyor ama şaire destek neredeyse yok gibi.

 

Gençlerimiz yazmaya yetenekli ve istekli. Ancak, fikirlerini beliğ biçimde kâğıda dökebilen şairler salt hevesle yetişmez. Maalesef, yüksek zevk ve estetiği yakalamaya, söz ustaları yetiştirmeye dair bu beklentilerimizi karşılayacak düzeyde bir çalışma yok. Eskiden binlerce kelimelik bir haznesine sahipken, şimdi günlük hayatımızda en fazla yüz elli kelime kullanır olduk. Kısır bir lügatle iyi bir şair, iyi bir yazar olunamayacağı kanaatindeyim.

 

Tabii ki, şiire daha çok önem verilmesi noktasında Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkür edilmesi gerekiyor. Her fırsatta okuyarak milletimize şiiri sevdirdi ve bildiğimiz üzere, şiir sevdası yüzünden hapse bile girdi. Cumhurbaşkanımıza hitaben yazdığım, “Kutlu Yürüyüş” isimli bir eserim de var. Çerçeveletip takdim edeceğim inşallah. Benim bir şiirimi yorumlamasını çok isterim doğrusu. Kim bilir, belki bir gün nasip olur, diyelim.

 

Sizce şairlik, doğuştan gelen bir yetenek mi, yoksa sonradan da kazanılabilen bir beceri mi?

 

İstidat mı, gayret mi? Bu tartışılabilir aslında. Allah bizi öyle güzelliklerle donatmış ki… Dünyaya bir tek yetenekle göndermemiş. Yetenek bahşederken cömertçe davranmışsa, kendimizi şanslı sayarız. Herhangi bir yeteneğimizin olduğunu fark edip kendimizi o yönde geliştirmeyi arzu etmişsek de, doğal olarak o mecraya yönelmiş oluruz. Biraz da imkân meselesidir. Ruhumuza yol aldıran yeteneklerimizin hayat şartlarından kaynaklanan çetin engellere takılmaması gerekiyor.

 

Kalem erbabı olmak için öncelikle, usta kalemleri okumak, araştırmak, incelemek gerekir. Bilgi, kültür ve teknik donanımları geliştirmek şarttır. Ruhunu besleyen ve yazılarını kalıcı eserlere dönüştüren bu donanımlarının yanı sıra, şairin, duygu ve düşüncelerini renkli ve zevkli bir süzgeçten geçirerek maksadını en yalın ve en güzel biçimde ifade etme gücü de bulunmalıdır şairde. Zamanla yerleşen üslup, şairin kimyasına ve kaleminin kalitesine bağlıdır. Hatta konuşma tarzı dahi etkiler üslubu. Gündelik yaşamında uzun cümleler kuran bir şair, derdini kısa dizelerle ifade etmekte sıkıntı yaşayabilir. Şairden tarz ve üslup konusunda beklentide bulunmak onun özgürlüğünü elinden almaktır ve bence ona edilebilecek en büyük ezadır.

 

Yazarken hiç, “Beceremiyorum.” hissine kapılıp yazarlığı bırakmak istediniz mi?

 

Becerememe hissi olmaz. O hissiniz varsa, zaten yazmıyorsunuz demektir. Şu olabilir; o an için kafanız dağınıksa ara verir, sonra devam edersiniz yazmaya. Elbette ara verdiğim dönemleri yaşıyorum ben de. İşin güzel yanı; ara verilen dönem, birikim dönemidir.

 

Sizce, ortaya çıkan eserler yazarların aynası mıdır?

 

Değildir, diye düşünüyorum. Şair aynayı tutan kişidir esasında. Kendisine özel olarak yazdığı şiirler olabilir tabii ki. Ve o durumda, ancak şairin hayatını bire bir bilen kişiler, “Bu şiir şairin aynadaki yansımasıdır.” diye hüküm verebilir. Benim de kendime özel birkaç şiirim var.

 

Şairin aynası, zaman ve hacim sınırlarını yıkmış olan bütün bir evrendir. Bir gün içerisinde hasret şiirini bitirip vuslat şiirine başlayan bir şair düşünün. Kendisini nasıl yansıtabilir? Değişken bir yapısı vardır şairin. Bukalemun gibi her renge girer, cıva gibi her kaba uyar. Duygu, düşünce bazında demiyorum. Empati yönünden söylüyorum. Karşısındaki kişiyi, nesneyi, o geniş ve özgür aynasından rahatlıkla yansıtabilir, mesafeleri aşıp, dünyanın öbür ucundaki bir noktayı, burnunun dibindeymiş gibi, olanca berraklığıyla aktarabilir, tarihe veya geleceğe ışık hızıyla yolculuk edip gerçekliği veya ütopyayı gözünüzün önüne tüm çıplaklığı ile serebilir.

 

Diğer yandan, kalem erbabının üslubu oturmuşsa, o şiir şairini çağrıştırır. Mesela benim çalınan şiirlerim oldu. Okurlarım “Bu, Mücella Hanım’ın üslubuna benziyor.” şüphesiyle, intihal olduğunu ortaya çıkarttı. Çalan kişiler “Etkilendim.” diyerek işin içinden sıyrılabiliyor. Bu mevzuda epey dertliyiz.

 

Eserlerinizi adlandırırken nelere dikkat edersiniz?

 

Başlık seçimi gerçekten zor. Okurun ileride şiirin içeriğini kolayca hatırlayabilmesi bakımından, başlığı redif yahut kafiyeden hareketle belirlemek daha akıl kârı, diye düşünüyorum. Şiirde geçmeyen ama şiirin konusunu tek kelimeyle izah eden başlıklar da kullandım. Örneğin, hüzünlü bir tema içeren şiirime “Mükedder” ismini koymuşumdur ama şiirin içinde mükedder kelimesi geçmez. Epey eserim var böyle, orijinal isimli.

 

En sevdiğiniz eseriniz hangisi? Neden?

 

Bir tane değil ki! Hepsi benim çocuklarım gibi. Yine de millî şiirlerimi diğerlerinden çok sevdiğimi belirtmeliyim. Millî şiirlerimin arasında da, duyduğum sevgi açısından, “Şafak Biziz, Tan Biziz” adlı eserim bir parça daha ağır basar. Benim millî şiirlerimi nasıl yazdığımı bir bilseniz… Ya Allah, sanki cenge çıkıyorum! Masaya vura vura, hop oturup hop kalkarak, kılıç, kalkanla cenge gider gibi… Şairler özellikle şu sıralarda, millî şiirler üretmeli. Aciliyet taşıyor. Millî ve dinî şiirler acil çıkış kapılarıdır. Nereye doğru? İstikbale doğru… Şairler bu acil çıkış kapılarına hücum etmeliler.

 

Ülkemizde kadın şair olmak zor mu?

 

Eskiden çok zordu. Şimdi o kadar zor değil. Geçmiş nesil, “Kız âşık olmuş, şiir yazıyor.” diye söylentiler çıkarırdı. Babam, dedikodu üretilmesin, hevesim kırılsın diye, biriktirdiğim bütün şiirlerimi yakmıştı.

 

Şimdi bile bayan şairlere iyi gözle bakmayan, büyük bir kitlenin var olduğunu biliyorum. Doğru bir iş yaptığınıza inanıyorsanız, umursamamanız lazım. Biz de doğru, düzgün bir iş yapıyoruz sonuçta. Kalemimizi topluma faydalı olacak şekilde oynatıyoruz.

 

Kalem çok iyi, çok nazik, kibar, sevecen olabildiği gibi, kötülüklere karşı silah olarak da kullanılabilir. Bilhassa bu devirde, kalemle savaşmak çok önemlidir. Rabbim elimize bu nimeti vermişse, bunu hak yolunda kullanmamız şart.

 

Kendinizi özetlemek isteseydiniz hangi üç kelime ile anlatırdınız?

 

Ben üç kelimeye sığmam bir kere; bunu belirteyim. Lakin en belirgin özelliklerimi söyleyeyim. Sevdiklerime, dostlarıma karşı aşırı fedakârım. Anne ve babasını çok seven bir evlat, çocuklarına çok düşkün bir anneyim ve sıkı bir hayvanseverim. Onlar için feda edemeyeceğim hiçbir şeyim yok. Ama vatanım, bayrağım için hepsi feda olsun. Canım da feda olsun. İliğimle, kemiğimle, kanımla, tüyümle, gözümdeki ferimle, tepeden tırnağa, vatanıma aidim. Vatanımdan bir parçayım. Kimse katiyen sıyıramaz beni bu gerçekten. Öyle derin bir vatan sevgisi var yüreğimde. Bayrak gördüğünde ağlayan bir insanım. 15 Temmuz’da sokağa ilk çıkanlardandım.

 

Favori şehriniz hangisi?

 

Türkiye’nin pek çok şehrini gezdim. Her yerin ayrı güzelliği ve özelliği var. Ama aşkım, doğup büyüdüğüm şehir, İstanbul’dur. İstanbul’da da Fatih’in gönlümdeki yeri bambaşkadır.

 

Yurt dışına çıkma fırsatı da buldum. Cennet vatanımız gibisi yok.

 

Hangi yaş grubunun sizi takip etmesi daha çok hoşunuza gider?

 

Her yaş grubundan takipçilerim var. Bu yüzden, ayrım yapamıyorsam da genç nesillerin takibi beni daha ziyade memnun ediyor. Eserlerimin okul kitaplarında yer alması en büyük arzumdur.

 

Aileniz seçimlerinize karıştı mı?

 

Karışmaz mı? Giyim kuşamdan tutun da tahsil hayatına kadar, her şeyimize karışılırdı. Benim bir babam vardı, jandarma komutanı gibiydi. Kız çocuğu olduğumuz için, üstümüze aşırı düşerdi. Ama dünya iyisi bir insandı. Babam her hafta bizi ailecek tiyatroya, sinemaya götürürdü. Büyüklerimizle birlikte gezerdik kısacası. Sözlerinden çıkmazdık. Gençlik yılarımdaki kargaşa ortamını düşününce, “İyi ki de öyle yapmışlar.” diyorum şimdi.

 

Şiir yazmaya yeni başlamış olan gençlere hangi tavsiyelerde bulunursunuz?

 

Sabırlı olacaklar. İlk tavsiyem budur. Sözlüğü ellerinin altından ayırmayacaklar. Üstatların eserlerini bol bol okuyacaklar. Okumakla kalmayıp, nasıl yazıldığını, yol, yöntemini, tekniğini inceleyecekler. Bu işin sevdalısı olacak, edebî eleştirilere kulak tıkamayacaklar. Yetişene kadar uğraşacak, bıkmayacaklar.

 

Son olarak, faaliyetlerinizden, aldığınız ödüllerden ve yazar kimliğinizle üstlendiğiniz görevlerden bahsedebilir misiniz?

 

Yarışmalarda birincilikler de dâhil, çeşitli derecelerim var. Radyoculuk yaparken kendim de bir şiir yarışması düzenlemiştim. Yerel ve ulusal televizyon ve radyo kanallarına pek çok kez konuk şair olarak davet edildim. İki ayrı gazetede kısa süreliğine köşe yazarlığı yaptım. Çeşitli dernek ve belediyelerin düzenlemiş oldukları etkinliklere katıldım, bu vesileyle de yurdumuzun dört bir yanını gezdim. Katıldığım her etkinlikte onur ve katılım belgeleri aldım. Büyükçe bir dolabım ağzına kadar doldu.

 

Son yıllarda yarışmalara katılmıyorum. En son, Sarıkamış konulu bir yarışmadan ödül kazanmıştım. Ulusal ve uluslararası yarışmalarda jüri olarak görev yaptım. Bu görevlerimden dolayı onur ödüllerim mevcut. Ulusal televizyon ve radyolarda okunacak şiirleri seçen jürilerde yıllarca üye olarak yer aldım. Edebiyat siteleri ve gruplar tarafından, yüzlerce defa, ayın, haftanın, günün şairi, yazarı seçildim. Dergi ve gazetelerde şiirlerim, öykülerim yayımlanıyor sürekli. Fuar, kitap imza ve söyleşi davetlerine icabet ediyorum. Dergilerde temsilcilik yaptım ve derneklerin yönetim kadrolarında yer aldım.

 

Şiirlerim Yılmaz Tatlıses, Mustafa Sayan, Ersin Kayışlı, Ramazan Özyurt, Turan Gürel, Mehmet Ali Yurtışığı, Hayrettin Akkuç, Hasan Islattı gibi değerli bestekârlarımız tarafından bestelendi, tiyatro sanatçıları da dâhil, değerli yorumcular tarafından seslendirildi. Azeri lehçesine ve İngilizceye çevrilenler oldu. İnternette on binlerce kez paylaşılan şiirlerimin başında, “Şehit Geliyor” şiirim bulunmakta. Yüzlerce kez seslendirildi bu şiirim. Bestelendi de. Güzel şeyler bunlar. Gurur verici.

 

“En çok hoşunuza giden faaliyet nedir?” diye sorarsanız eğer, okullarda verdiğim konferanslar, derim. Genç neslin şiire ve edebiyata olan tutkusunu görmek ayaklarımı yerden kesiyor doğrusu. Genç şairlere öteden beri sanal ortamda da elimden geldiğince yardımcı olur, yetişmelerine katkıda bulunurum. Güzellik ve bilgi paylaştıkça çoğalır.

 

Kaç antolojide şiirlerim yer aldı; açıkçası sayısını kaçırdım ama benim için en kıymetlisini söyleyebilirim. TÜZDEV Genel Başkanı, 25. Dönem Milletvekilimiz Sayın Op. Dr. Kemal Tekden Beyefendi’nin başkanlığını yaptığı “15 Temmuz Diriliş Şiirleri Güldestesi” projesi çok değerlidir gözümde. Türkiye genelinde seçim yapıldı ve kırk dokuz şair girdi kitaba. Ön sözünü Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın imzaladığı bu güldestede “Millete Bakın Hele” isimli bir şiirim mevcut. Bu şiirimi değerli sanatçımız Ekrem Düzgünoğlu; Adavapuru Şakir Bozan’ın yorumuyla, “Sen Türkiye’sin” isimli beste çalışmasına aldı. Ayrıyeten çizgi romanı da yapıldı.

 

“15 Temmuz Diriliş Şiirleri Güldestesi”nin gelirinin şehit ailelerine bağışlanması ise ayrı bir mutluluk. Aziz şehitlerimizin kıymetli ailelerine bir nebze de olsa hizmet etme fırsatının değeri hiçbir şeyle ölçülemez. Tanıtımı 2017’nin Temmuz ayında,  İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nde ve Ankara ATO’da yapılmıştı. Güldestede yer alan şiirimi her iki etkinlikte de sahnede paylaştım. Sayın Rektörümüz Prof. Dr. Muhammet İhsan Karaman Beyefendi ve Sayın Kültür ve Turizm Bakanımız Nabi Avcı Beyefendi’nin ellerinden onur ödülleri aldım.

 

Söyleşi davetimizi kabul ettiğiniz için teşekkür eder, başarılarınızın daim olmasını dileriz Sayın Mücella Pakdemir.

 

Teşekkür ederim Gülcenaz Arslan Hanımefendi. Ben de, Şafak Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı ve Dünya Basın Mensupları Derneği Genel Başkanı Sayın Muzaffer Tunç Beyefendi’ye, Şair Yazar İbrahim Yavuz Zarifoğlu’na ,şahsınıza ve söyleşiyi can kulağı ile dinleyen değerli konuklarımıza hürmetlerimi sunarım. Onur duydum. Saygılarımla…

Pınarbaşı Haber Ajansı

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    banner140
    banner130
    banner131
    Hava Durumu
    Tümü Anket
    Ne Tür Haber Okuyorsunuz ?

    NAMAZ VAKİTLERİ
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    SPOR TOTO SÜPER LİG

    Tür seçiniz:
    E-Gazete
    • Haber-Sistemi - 10 Ağustos 2011Manşeti
    Karikatür
    • Twiit
    Sen de Yaz
    Ziyaretçi Defteri
    Ziyaretçi Defteri
    Siz de yazmak istemez misiniz?
    Ziyaretçi Defteri
    Arşiv

    banner129

    Safak Gazetesi MES Yan Sol -->