banner133

Bölükbaşı, Çetiner ve Tunç, Ekin Tv'de

Rumeli Balkan Federasyonu Genel Başkanı Ayhan Bölükbaşı, Dünya Basın Mensupları Derneği Genel Başkanı Muzaffer Tunç ve Araştırmacı Yazar Dr. Aydın Çetiner, Ekin Türk Televizyonu’ndaki Hasan Özçelik İnşaat’ın ana sponsorluğunda hazırlanan programa konuk oldu. Nihat Tanrıkulu’nun sunduğu programda ülke gündemiyle birlikte dünyadaki gelişmeler masaya yatırıldı.

04 Aralık 2016 Pazar 17:32
Bu haber 6661 kez okundu
Bölükbaşı, Çetiner ve Tunç,  Ekin Tv'de


Bölükbaşı, Çetiner ve Tunç,  Ekin Tv'de Tanrıkulu’nun misafiri oldu

Rumeli Balkan Federasyonu Genel Başkanı Ayhan Bölükbaşı, Dünya Basın Mensupları Derneği Genel Başkanı Muzaffer Tunç ve Araştırmacı Yazar Dr. Aydın Çetiner, Ekin Türk Televizyonu’ndaki Hasan Özçelik İnşaat’ın ana sponsorluğunda hazırlanan programa konuk oldu. Nihat Tanrıkulu’nun sunduğu programda ülke gündemiyle birlikte dünyadaki gelişmeler masaya yatırıldı.

 

Trafik sıkışıklığı sebebiyle programa gecikmeli gelen Muzaffer Tunç ve Aydın Çetiner’in yokluğunda Nihat Tanrıkulu, programa Ayhan Bölükbaşı’yla sohbet ederek başladı. Muzaffer Tunç ve Aydın Çetiner’in geç kalmalarıyla ilgili espriler de yapan Tanrıkulu, önce katılımcıları tanıttı. Konu trafikten açılmışken, İstanbul’un nüfus yoğunluğunun verdiği sıkıntılar da konuşuldu. Nihat Tanrıkulu, “İstanbul’a sevdalı, İstanbul’da çok emeği olan Rumeli Balkan Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı sayın Ayhan Bölükbaşı bey hoş geldiniz.” diyerek misafirine sorularını sormaya başladı. “Siz 1994 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ndeki  68 yöneticiden biriydiniz. 1994 yılında İstanbul nüfusu 7 milyon civarındaydı şimdi ise 20 milyona yaklaştı diye biliyoruz. Durumu bize özetleyebilir misiniz?

AYHAN BÖLÜKBAŞI: Resmi Nüfus olarak İstanbul girişlerinde tabelalar 12,5 milyon gösteriyor ama İstanbul’daki mevcut nüfusumuz her halde 17-18 milyon civarındadır. Buna hareketli nüfus diyelim. 1994 Yılında sayın Cumhurbaşkanımız İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımızdı. Ben de o ekibin içerisinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclisi’ndeki Refah Partisi Grubu’nun 68 isminden biriydim. Sayın Erdoğan o gün “İstanbul’a elini kolunu sallayarak gelinmemesi lazım” demişti. Hatta “İstanbul’a vize gibi bir uygulama getirilmeli” ifadesini kullanmıştı. O zaman kızılca kıyamet kopmuştu. “Nasıl bir İstanbul Büyükşehir Belediye başkanı İstanbul’a gelişlerle alakalı böyle bir sınırlandırmayı talep eder” diye.” O günü hatırlayacak olan dostlarımız ekran başındaki saygıdeğer seyircilerimiz var. Ama bu gün geldiğimiz noktada maalesef durum ortada. İstanbul’a elini kolunu sallaya sallaya gelen insanlar olmalı mı? Olmalı. Ama bununla beraber gereken alt yapı çalışmasının da hazırlanması gerekiyor. Cazibe merkezidir İstanbul. Olmaya da devam edecektir. Ama Anadolumuz’un diğer İllerini de cazibe merkezi haline getiremezsek İstanbul, Ankara ve İzmir’e göçler herhalde kıyamete kadar devam eder gibi gözüküyor. Bu da İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de yaşayanların özellikler İstanbul’da yaşayanların hayatını fevkalade zorlaştırdığı malum. İnsanlarımızın hepsi sinir yüklü, yani bir ufacık kıvılcım büyük olayların çıkmasına da sebebiyet verebiliyor. İstanbul’un hengamesi içindeki koşturma bu hale getiriyor insanı. İnşallah gereken tedbirler alınır. Bir gayret ve çaba var ama tabi zor bir şehirdeyiz. Merkezi yönetimin başta da İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımızın biraz daha fazla çalışması gerekecek gibi gözüküyor.

NİHAT TANRIKULU: İnşallah. Aslında baktığımız zaman Dünya geneline ve Türkiye’nin son günlerdeki sorunlarına göre biz şu an programımızın konuklarının trafikte olması hasebiyle bu mevzuya girdik. Aslında Türkiye’nin gündemini konuşurken acı bir gerçekte ortaya çıkıyor. Yani Dünyada ülkemiz üzerinde büyük oyunlar oynanırken ve biz gerçekten bu sorunları yaşarken düşünün yani sadece 2 buçuk saat yolda kalan bir İstanbullu. Allah korusun bilinçlenmezsek toplum olarak birbirimize sarılmazsak yani kendi içimizden parçalanırız. Siyasi görüşümüz ne olursa olsun ben her zaman her programda söylüyorum Elhamdülillah Müslüman olmak önemli. Farklı renklerle bir çatı altında buluşan Müslüman kardeşler ve bu ülkede yaşayan tüm renkler bunu göz önüne almak zorunda. Ülke genelinde Dünya gerçekten Türkiye ile oyun oynuyor, Allah muhafaza köşeye sıkıştırmak üzere. Aslında İstanbul’a bakarken bir de şu açıdan bakmak lazım büyüyen bir ülke, gelişen bir ülke insanlarımıza memleketlerimize rahatlatıcı proje yaparken bunları düşünmemiz gerekirken bunu da görmemiz lazım.

AYHAN BÖLÜKBAŞI: İstanbul öyle bir şehir ki; O güzel Peygamberin methine mazhar olmuş. Böyle bir şehir de yaşamak ve hizmet etmek de ayrıcalık. Ben rabbimin bu anlamda sevgili kulu olduğumu düşünüyorum. Bu şehre 14 buçuk yıl kamu hizmeti vermiş bir kardeşiniz olarak bunun bahtiyarlığını mutluluğunu yaşıyorum. Öyle bir coğrafya da yaşıyoruz ki Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak, 3 kıtanın kesişim noktasındayız. Böyle bir ülkenin kadrini kıymetini çok iyi bilmeliyiz. Egemen güçler Türkiye Cumhuriyeti devleti ve Türk milleti ile uğraşırken bir de biz birbirimiz ile uğraşırsak işte o egemen güçlerin kötü emellerine alet olmuş oluruz. Son 150 yıldır ecdadımız Osmanlı’nın 1850’lerden itibaren hep bizim üzerimizde oyunlar oynandı. Tabi onlar bu oyunları oynarken biz de içeriden günlük çıkarlarımız ve küçük menfaatlerimiz için birbirimize düştük. Geldiğimiz noktada 3 kıtaya hükmederken çok farklı dil, din, etnik yapı, mezhep noktasında 72 millet dediğimiz toplulukları bir çatı altında tutan ecdadımız hiç kimsenin burnunu kanatmadan ve fevkalade yüksek bir refah seviyesinde tam 6 yüz yıl dünyayı yönetti. Ama ne zaman ki mikro milliyetçilik akımları birileri tarafından pompalandı o gün bu gün Dünya huzursuz, bölge huzursuz. Farklı etnik yapılardan oluşan Osmanlı’yı da birbirine düşürerek yok ettiler. İşte geldiğimiz nokta şu anda bir Anadolu coğrafyası ama çok stratejik burada da bize rahat yok. Bizi burada da barındırmamak için dışardan büyük oyunlar oynandığını söylememe gerek yok. Ha onlar ne yaparlarsa yapsınlar, bu necip ve asil millet birliğini, beraberliğini sağlayabildiği, başarabildiği, tutabildiği müddetçe onların bu kötü emellerine kesinlikle fırsat verilmeyecek. Ama bunu onlar da çok iyi biliyorlar. İşte bizi birbirimize düşürmek için hatırlayalım; 1980 öncesi sağcı-solcu dendi. Daha sonra Alevi-Sünni dendi. Şimdi de getirdikleri nokta Türkçülük – Kürtçülük meselesi. Biz bu milli mücadeleyi yaparken özellikle Çanakkale de. Çanakkale bizim kırılma noktamızdır, orada bulunan her bir vatandaşımız, gazimiz, şehidimiz sen Türk’sün, Kürt’sün, Arnavut’sun, Boşnak’sın vs… denmedi.


Son kalemiz olarak bu ülkeyi koruma adına çok ağır bedeller ödedik. Bir başka bedel ödemeye tahammülü yok bu milletin. O yüzden bizler birbirimizi kayıtsız-şartsız hangi etnik kökenden olursak olalım bizim ortak paydamız İslam’dır Alevisi-Sünnisi, Kürt’ü-Türk’ü ile biz bu ortak payda da cem olmuşuz. Yıllarca bunu körüklemeye çalıştılar. Muvaffak olamadılar. Yani Alevi- Sünni çatışmasına fırsat vermedi bu necip millet. Çünkü şayet bu bir ayrışma sebebimiz ise Alevilik Ali’yi sevmekse benden daha fazla, sizden daha fazla Ali’yi kimse sevemez. Hz. Ali, Peygamber efendimizin hem amcasının oğlu, hem damadı, hem de biricik Hasan ile Hüseyin’in babalarıdır. Böyle bir değerdir. İslam’ın da en büyük bayraktarı böyle bir insanı sevmek Alevilik ise benden daha fazla kimse Alevi olamaz. Biz bu ülkede bu misak-ı milli sınırları içerisinde hangi etnik kökenden, hangi mezhepsel yapıdan olur isek olalım ortak payda da birleşmeye mecburuz ve mahkumuz. Allah’ın izni ile bu birlik ve beraberliğimiz var olduğu müddetçe egemen güçler ne yaparlarsa yapsınlar biz onların üstesinden geldik ve gelmeye de devam edeceğiz Allah’ın izni ile.

 

NİHAT TANRIKULU: inşallah. Şimdi Ayhan bey bize iş düşüyor; radyocuya, gazeteciye, televizyoncuya, programcıya, siyasetçiye, sivil toplum örgütlerinin liderlerine yani topluma yön veren insanlara iş düşüyor. Teknoloji hızla değişiyor ve gelişiyor. Aslında bu söylediğiniz konulara katkı olması amacı ile söylemek lazım şimdi ben bu programı yaparken sizin bu söylediklerinizin davası için ben bu programı yapıyorum. Her mikrofonun karşısına geçen, her eline kalemi alan, Sivil toplum örgütü lideri olan ve siyasetle uğraşan yöneticileri bu duygular ile hareket etmedikleri müddetçe işimiz zor. Bize ne düşüyor; mesela sosyal medyada maalesef araştırmadan bilmeden çok şeyleri zaten içimize salıyorlar. Ama ben inanıyorum ki bu tür programlar yapıldıkça ve sizin gibi değerlerimiz programlara çıkarıldıkça ve bu sözler ile insanlarımızı bilgilendirmemiz lazım. İşte o zaman 15 Temmuz’da yaşadığımız gibi halk yeniden birbirine sarıldı. Diyarbakır’dan- Çanakkale’ye herkes birbirine sarıldı.

 

AYHAN BÖLÜKBAŞI: Katılmamak mümkün değil Nihat bey. Az önce beni ifade ederken Rumeli Balkan Dernekleri Federasyonu dediniz. Bu vazifeyi yaklaşık 5 yılı aşkın bir zamandır yapmaya çalışıyorum.  Rumeli’den, Balkanlar’dan göç etmiş değil! Göç etmeye mecbur bırakılmış bir ailenin evladıyım. Balkan coğrafyası Osmanlı’nın, ecdadımızın 3 kıtayı yönettiği yönetim merkezidir. Osmanlı bir Rumeli Balkan devletidir. Anadolu Selçuklu’dur. Bugün İç Anadolu’ya doğru gittiğimiz zaman Bilecik’ten içeriye yani Kayseri – Erzurum’a doğru oralarda pek fazla Osmanlı’yı göremezsiniz! Osmanlı eserlerini bulamazsınız. Ama Balkanların her karış toprağı, her santimetrekaresinde Osmanlı’nın izlerine rastlarsınız. İşte Osmanlı 3 kıtayı yönetirken Selanik, Üsküp, Filibe, Saray Bosna çok önemli yönetim merkezlerimizdi. Dolayısıyla bu kıtada o kadar farklı bir etnik yapı söz konusuydu ki Makedon’u, Sırp’ı, Bulgar’ı, Hırvat’ı, Sloven’i, Türk’ü, Arnavut’u, Boşnak’ı yani bunu çoğaltmakta mümkün böyle bir etnik ve dinsel yapıyı ecdadımız 6 yüz yıl aynı çatı altında adeta eritmiş. Bundan birkaç hafta önce Balkanlardaydım. Çok sık gittiğim bir coğrafya çünkü benim dedelerim, atalarım 500 yıl orada yaşadılar. Aslen Karaman’dan ailem oraya gitmedir. Bugün balkanların her karışında öz Türkçe konuşan Türk kökenli kardeşlerimiz söz konusudur. Bizim bütünleştirdiğimiz o coğrafyada ki insanlara dediler ki sen Sırp’sın, sen Makedon’sun, sen Hırvat’sın birbirimize düşürdüler. Şu anda Türkiye’de yapılmaya çalışıldığı gibi. Türkiye’de son 10 yılda yapılmaya çalışılan az önce söyledik sağ sol çatışmaları ile bizi bize kırdıramadılar şimdi getirdikleri nokta Kürtçülük Türkçülük farklı etnik yapı bu necip millet geçmişte yapıldığı gibi buna da fırsat vermeyecek. Biz bütün farklılıklarımız ile et ve tırnak gibiyiz. Bizi bölmek ve parçalamak isteyenler hiç uğraşmasınlar beyhudedir. Biz yeter ki bu birliğimizi muhafaza etmeye devam edelim.

NİHAT TANRIKULU: Konuğumuz Dünya Basın Mensupları Derneği Genel Başkanımız Muzaffer Tunç bey hoş geldiniz. Programımızın gündemi Türkiye ve Dünyadır. Ülkemiz önemli bir süreçten geçiyor. Bunu konuşmak istiyoruz. Siz de DBMD Genel Başkanı olarak nasıl bir katkı sağlamak istersiniz.


MUZAFFER TUNÇ: Nihat bey, öncelikle sizi tebrik ediyoruz, güzel bir program yapıyorsunuz. Türkiye’mizi ve Dünyamızı aydınlatıyorsunuz. Dünya basını dediniz tabi siz buradan Dünya’ya sesleniyorsunuz. Uydu olduğu zaman bütün Dünya’da ki 192 ülke ne yapıyor hepsi sizi dinliyor. Artık öyle bir çağdayız ki ben Türkçe konuştum. Başka bir ülke insanı benim dilimi anlamaz diye bir şey yok. Bir tuşa basıldığında diğer bir dile çeviri oluyor. Artık bu çağa geldik. Şimdi dediğiniz gibi toplumumuzu bilinçlendirmemiz gerekiyor. Olumlu konuşmaları yapmamız gerekiyor. İnsanoğluna yıllarca konuşursun kırmazsın ama bir kelime ile bitirirsin. Kırıcı bir kelime sarf edersin dostluğun arkadaşlığın biter. Onun için Allah insanoğluna hem fikir vermiş hem cüz’i irade vermiş. Herkes bunu düşünerek konuşmalı. Atalarımız bin düşün, bir söyle demiş. Her ağzımıza, aklımıza geleni hemen sarf edemeyiz. Tabi burada sizin programınızı izlediğimiz de kaliteli insanları konuk ettiğinizi görüyoruz. Onun için de bizi konuk etme isteğinize hemen tereddüt etmeden evet dedik. Nihat Tanrıkulu program yapıyorsa orada kaliteli konuklar ve kaliteli dinleyiciler var demektir. Çünkü herkes her programı da dinlemez. Yani herkes kendine göre bir program seçer ona göre dinler. Diğer taraftan sizin demin söylediğiniz sosyal medyaya gelelim. Sosyal medya dediğiniz zaman insanlar facebookta insanlar nasıl olsa beni görmez, bilmez, tanımaz diyerek kontrolsüz bir güç bende diyor. Eskiden anlatılırdı Deve Kuşu kafasını kuma gömüyor nasılsa kimse beni görmez diyor. Halbuki kafa kumda ama gövde dışarıda. Şimdi sosyal medyada da görülmez diye bir şey yok. O işin de ilmini alan kişiler var ne yapıyor? Hemen düğmeye bastığı zaman o hesap kim tarafından kurulmuş, kim tarafından idare ediliyor hepsi biliniyor aslında. Onun içinde orada desteksiz atmanın hiçbir manası yoktur. Kontrollü güç olduğu zaman Türkiye’nin Dünya’ya faydası olur. Biz Dünya Basın Mensupları Derneği olarak diyoruz ki; sadece Türkiye’nin iyi olması yetmez, Dünya’nın iyi olması lazım. Bugün Suriye’de, Amerika’da, Afganistan’da olan hadiseler bizi ilgilendiriyor. Oraların da iyi olması gerekiyor ki Türkiye de iyi olsun. Bunun içinde önce kendi köyünde, mahallende, ilçende, ilinde sonra Türkiye’de aşama aşama kimin gücü neye yetiyor ise önce onları düzeltelim diyorum.

NİHAT TANRIKULU: Ben hiçbir siyasi partinin üyesi dahi değilim. Yapabilirim, olacağımda bu benim doğal hakkım. Ama bizim imkanımız medyada program yapmak iken bir tehlikeyi görüyoruz. Sizin gibi değerleri az önce çok teşekkür ediyorum. Gerçekten o sözlere layık olabiliyorsak ne mutlu bize. Biz bu ekranlardan farklı kanallarda da olabilirdik. Bu kanalın kitlesi de bu tür programları izlemeli, görmeli, bilmeli insanları yanlış yönlendiren, kafasını karıştırmamalı. Biz şu an Ülkemize ne katkısı veriyoruz? Sizin gibi değerleri alıyoruz. Siyasette iki insanı yönetemeyecek insan olabilir 5-10 siyasi partide olabilir. Bir parti ülke kavramı için doğru bir siyaset yapıyorsa, bir kişi veya bir dernek başkanı o rakibini diğerine kötüleyerek ülkenin içini karıştırmayacak.


MUZAFFER TUNÇ: Yayıncılık hayatımızdan bahsedelim.Türbün adında Doğu ve Güney Doğu’ya hitap eden dergimizi 1987 yılında yayın hayatına geçirdik. Onun peşinden Malatya’nın Sesi Dergisi, Şafak Gazetesi, Frekans Dergisi bunu takip eden İstanbul faaliyetlerimiz var ama bu ilçelere yönelik örneğin 1992 yılında Bahçelievler’in Sesi dergisi ve gazetesidir. Bunu takip eden 14 yayınımız TUNÇ yayınları olarak devam etti. Daha sonraları özel radyolar kurulunca İstanbul ve Marmara’ya hitap edecek şekilde Radyo 44’ü kurduk. Tabii ki yayın hayatının yanı sıra sivil toplum örgütleriyle ilgilendik. Kuruculuklarında bulunduk. 2012’nin 1. ayının 2. gününde 34 arkadaşımız ile beraber Dünya Basın Mensupları Derneği (DBMD)’ni kurduk. 2 Ocakta 5 yılımızı dolduruyoruz.

NİHAT TANRIKULU: Ülkemiz için bilgi ve birikimleri ile bizleri faydalı bir şekilde bilgilendirecek olan sayın hocamız, araştırmacı yazar Dr. Aydın Çetiner aramızda. Hoş geldiniz. Programımızın konusu olan Türkiye Gündemi, siz bu konuda neler düşünüyorsunuz?

AYDIN ÇETİNER: Çok teşekkür ederim. Dünya da olan biten ve bölgemizde olan biteni anlamakla ve milletimize anlatmakla, doğruları göstermekle işe başlamanın hayrı hak bir davranış olduğunu düşünüyorum. Memlekete, Millete faydalı olmakla yaptığınız programlar vesilesi ile bizim çalışmalarımızı milletimize aktarmakla olacak bir şey. Evet, bölgemiz bir yangın yeri, bundan 100 yıl önce de böyleydi. Çok güçlüklerimiz vardı zor bir coğrafya. Neden zor bir coğrafya Dünya devletlerarası sistemi içerisinde hasbelkader Türkiye Anadolu’ya gelip yerleştiğimizde önemli bir coğrafyayı bilerek ve dikkatli bir şekilde çok büyük mücadelelerle yerleşip kendimize vatan yapmışız. Bu vatan maalesef şunu inanarak söylememiz gerekir ki Avrupa, Kuzeyimizde Rusya doğumuzda kocaman bir Türk dünyası ve Orta Asya var. Güneyimiz de ise geniş bir Arap dünyası var. Akdeniz,  Hazar Denizi ve Karadeniz gibi Dünya’nın stratejik merkezi olarak görülen bir coğrafyada çok önemli bir konumu işgal eden Türkiye’de de Dünya çapında meydana gelen gelişmelerden ve bu gelişmelerin sonucu oluşan çatışmalardan, gerginliklerden uzak kalması söz konusu olamaz. Biz bunu atalarımızdan devralmışız. Daima bu mücadelelere göğüs gererek hayatımızı sürdürdük. Millet olarak ve hayatta kalmayı becerdik. İnşallah şimdi memleket yine kritik bir süreçten geçiyor ama Allah’ın izni ile biz galebe çalacağız. Bu coğrafyada çok büyük güçlere karşı emperyalizmin her türlü hainane numarasına karşı durmaya devam edeceğiz. Millet olarak dimdik ayakta kalacağız diye düşünüyorum. Bunları söylemek güzel birbirimizi bu sözleri söyleyerek övebiliriz ama biz bilgi ile akılla ve gerçekler üzerinden hareket edersek milletimize daha ciddi bir hizmet yapmış oluruz. Bölgemizde olan biteni kaba hatları ile biliyoruz ama özellikle ifade etmek isterim ki memleket ve millet açısından geleceğimize dönük çok ciddi tehditler söz konusu. Yaklaşık 30 yılı aşkın bir süredir biz Doğu ve Güney Doğu’da devam eden bir terör tehdidi ile karşı karşıyayız. Bu artık zirve noktasında ülkemize zarar verme gayretleri artmış durumda. Bunun yanı sıra ülkemizin sınırları dışında ülkemize yönelik tecavüzler devam ediyor. Irak’ta uzun zamandır 1999’ları hatırlayın 1. Körfez harbinden beri Amerika’nın bölgeye olan müdahalesi artmış durumda. Irak’ta stabilize edildi, artık tek parça bir Irak’tan söz etmek mümkün değil! O coğrafya 1 buçuk milyon insanın ölümü ile alt üst edildi. Hâlâ düzelebilmiş değil. Keza Suriye’de son 5 yılda bir diktatörlük ile yönetilmesine rağmen kendi sınırları içerisinde hareket eden bir ülkeydi. Ama birden bire manzara değişti bir iç savaş ve kargaşaya sürüklendi. Yüzbinlerce insan öldü. Kendi yöneticileri kendi başlarında duranlar tarafından. Biz bu mesele de ilk baştan stratejik müttefikimiz Amerika ve batı dünyası ile birlikte hareket etmeyi arzu ettik. Ama bir de baktık ki kimin eli kimin cebinde belli değil! Kim kime ne yapıyor bunları iyi kavramak lazım. Bir de bütün bunlardan sonra kendi memleketimizin milletimizin menfaati ve çıkarları için doğruları yapmak lazım. Yaklaşık 5 yıl kadar devam eden bu iç savaş esnasında Türkiye Cumhuriyeti de kendi hak ve menfaatleri açısından, aynı zamanda da Suriye de olup bitene kayıtsız kalınmamalı. Orada ki problemlere sadece uluslararası soğuk politika bakışı ile değil, insani bir bakışla yani orada eziyet çekenlerin insan oldukları hatta milyonlarcasını Ülkemize alıp sahip çıkmak ve onların çektiği acıları paylaşmak suretiyle bir politika geliştirmeye çalıştık. Kimse bundan memnun değil. Bizim burada yürütmeye çalıştığımız politika gerçekten zor. Bir de baktık ki ne kadar düşman varsa direk ya da dolaylı olarak yaptıkları manevralarla Türkiye Cumhuriyetini küçültmek, güçsüzleştirmek ve hatta gelecekte yok etmek ile ilgili bir takım faaliyetler yapıyorlar. Bunlara maruz kalmaya başlayınca şimdi artık Türkiye Cumhuriyeti kendi askeri güçleri ile sınırlarının ötesinde hem Irak’ta, hem de Suriye’de sıcak çatışmaların içerisinde mücadele etmeye devam ediyor. Bugünler o yüzden kritik. Ben müsaade ederseniz konuyu böyle toparladıktan sonra meselenin sadece Suriye ve sadece Irak’tan ibaret olmadığını belirteyim. Mesele Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği ile ilgilidir. Yarınlarımızı evlatlarımızın geleceğini düşünüyorsak, memleketin ve milletin geleceğini düşünüyorsak bununla ilgili tedbirleri bugünden almamız gerektiğini bu günden sonra yapacaklarımızın geleceğimizi belirlemek bakımından önemli olduğunu ifade edeyim.

AYHAN BÖLÜKBAŞI: Saygıdeğer hocama teşekkür ediyorum. Merhum Mehmet Akif Ersoy’un bulunduğu bir ortamda diyorlar ki; “Tarih tekerrürden ibarettir”. Merhum Akif şöyle cevap veriyor: “Hayır! Şayet tarihten gereken ders alınmış olsaydı? Tekerrür eder miydi?” Şimdi Suriye ve Irak meselesini hocam çok net özetledi ama bugünün projesi değil! 100 yıl öncesinin projesi. Ama son yüz yılda yaşanılanların hangisinden kim ne ders aldı? Aldık mı?

NİHAT TANRIKULU: Sayın Bölükbaşı Balkan ve Rumeli dernekleri federasyonu olarak sivil toplum örgütlerinin Türkiye’de ki temsilcisi olarak ülkemiz kritik bir noktadan geçerken sivil toplum örgütleri liderleri nasıl olmalı? Bir milletvekilinden daha önemli bir görev ifa ediyorlar. Ben sizi yakinen tanıyor ve takdir ediyorum kolay değil. Bölge insanlarını sivil toplum örgütü altında toplamak, projeler yapmak kolay değil. Siz ülke genelinde sivil toplum örgütlerini nasıl değerlendirirsiniz?

AYHAN BÖLÜKBAŞI: Sivil toplum örgütlerinde çalışmak dünyanın en zor, meşakkatli ve o derecede de en kutsal uğraşılarından bir tanesi olduğuna inanıyorum. Bunun da altını çizmek istiyorum. Tabi bugün başında bulunduğum Rumeli Balkan Dernekleri Federasyonumuz 84 tane derneğin bir araya geldiği bir çatı örgütüyüz. İşbirliği içerisinde olduğumuz derneklerle yaklaşık 124 tane dernekle sivil toplum örgütü çalışmalarına devam ediyoruz. Bunu başkaları da yapmıyor mu noktasında her şeyde olduğu gibi hepimiz bir öz eleştiri yapmak zorundayız. Az önce ifade ettiniz maalesef kartvizitinde başkan ifadesi olsun diye dernekçilik yapanlar var. Bunlar gerçek sivil toplum örgütçülüğü yapanları da maalesef toplumda imaj noktasında sıkıntıya sokuyor. Bugün İstanbul’da konuya girerken trafiğinden bahsettik böyle bir şehir İstanbul. İstanbul’da yaklaşık 1 yıl içerisinde olan dernek sayısı kaç biliyoruz mu? Tam 18.000. Ama gerçek anlamda sivil toplum örgütçülüğü yapan dernek ne kadar derseniz o aslında konuşulması lazım. Sivil toplum örgütçülüğünü laf olsun diye yaptırmamak lazım! Toplumda saygınlık ve öncelik görmek istiyorsanız sivil toplum örgütçülüğü hiçbir siyasi partinin ön, arka ve yan bahçesi olmamalı! Hiçbir siyasi partinin seçim bürosu gibi çalışmamalı! Maalesef bunlar çok üst düzeyde yapıldığı için dernekçiliği arzu ettiğimiz noktaya taşıyamadık. Bu gün İsviçre İsviçre olmuş ise orada vatandaşı olan her bir birey, en az 5 sivil toplum örgütünün üyesidir ya yöneticisidir. Dünyanın gelişmiş olan ülkeleri birçok meselesini sivil toplum örgütleri üzerinden yapmakta! Çünkü bu bir gönüllülük işidir. Mesai mefhumu olmaz! Yani Devletin, Kamunun birçok yapması gereken işin Devlet, millet ve sivil toplum örgütü işbirliği ile yapıldığı zaman neticeye varmak mümkün. Yani Allah gecinden versin diyelim ama bunlar hep yaşandı Türkiye zaman zaman acılarla karşılaştı ( Deprem, Sel felaketleri) Devlet ile beraber en önde gidenler bakın hep sivil toplum örgütleri olmuştur. Ama bakın gerçek anlamda sivil toplum örgütçülüğünü yapanlar bunlar. Şimdi siz resmi bir görevli ile bir meseleyi çözmeye kalkarsanız benim çalışma saatlerim sabah 09:00- akşam 17:00 der size. Ama sivil toplum örgütü mensubu kendini bu işe vakfetmiş eşini, işini, ailesini her şeyini bir tarafa bırakarak böyle bir fedakarlık içerisindedir. Böyle bir fedakarlık içerişinde olan yapının mensupları ile bir kamusal görevi ifa etmeye kalktığın zaman neticeye varamamanız mümkün değil! O yüzden ben sivil toplum örgütçülüğü yapmaya çalışan kardeşlerime bu anlamda sitemimiz var ama sivil toplum örgütçülüğü bir şekli ile yapan her bir kardeşime, arkadaşıma müteşekkirim. Çok basit ve küçük bir derneği götürmek bile çok büyük bir fedakarlık ister. Ama şunu özellikle yapmamalıyız sivil toplum örgütçülüğü o derneğin merkezinin yönetimi bir siyasi partinin bayraktarlığını ve seçim bürosu gibi çalışır noktada olmamalı! Bunun özellikle altını çiziyorum. Şayet bunu becerirsek ve başarırsak bütün siyasi partilerden çok ciddi bir değer, kıymet ve destek görürsünüz. Ama bir siyasi partiye ram olursanız o zaman o siyasi parti maalesef şunu diyor: “Burası zaten bizim, gitmemize gerek yok”, Diğer siyasi partilerde diyor ki:” Onlar zaten bizden değil o yüzden oraya gitmemize gerek yok” dolayısı ile itibar kaybedilir. Ama duruşunuz vatan, millet, devlet, bayrak ve bu ülkenin birliği, beraberliği tabi mensubu bulunduğunuz kitlenin de sosyal, kültürel, eğitsel çalışmalarına katkıda olmak olunca bütün siyasi partilerden çok büyük bir destek ve kıymet görürsünüz. Başında bulunduğum bu Federasyon kurulduğu günden itibaren hep bunu yapmaya çalışıyor. Zaman zaman bizim etkinliklerimize ulusal ve uluslararası yaptığımız programlarımıza katıldınız ben bundan dolayı hepinize müteşekkirim. Her yaptığımız etkinliğe bütün siyasi partilerin en üst düzey temsilcileri mutlaka gelmişlerdir gelme gereği hissetmişlerdir. Ama bir siyasi partinin seçim bürosu gibi çalışan örgütlerin programlarına gitmişsinizdir. En alt düzeyde olan bir siyasi parti temsilcisi orada bir boyunu gösterir. Diğerleri de hiçbir şekilde oraya katılmaz nasıl olsa bizden deyip. Dolayısı ile dernekçilik yapıyor muyuz? Yapıyoruz. Bu anlamda ben dernekçilik yapmaya çalışan kardeşlerime naçizane bir abileri, bir kardeşleri olarak ben bir sivil örgütünün hizmetkarı hademesi olarak bunu özellikle öneriyorum. Bu hassasiyetleri taşımalarını istiyorum.

NİHAT TANRIKULU: Ben hata yapıyorum dernek gelsin düzeltsin. Ben suç işliyorum devlet gelsin düzeltsin veya yetkili gelsin düzeltsin değil aslında ilk önce toplumda insanların kendilerini eğitmeleri gerektiğini düşünüyorum. Sayın Muzaffer başkanım maalesef ülkemizde acı bir gerçek var. Siz az önce yıllardan bahsettiniz gerçekten uzun yıllar basın yayın hayatına emek vermiş bir insansınız. Ama bu bir sistem mi, bu bir hata mı? Parayı ver bir gazete kurdur, parayı ver kalem istediği gibi yazsın bu işin okulu yok! İlkokul mezunu da veya yoldan geçen de gazete açtı. Siz uzun yıllar bu emeği veriyorsunuz daha dün çıkan gazeteciler var. Siz DBMD başkanı olarak derneği kaç gazeteci ile kurdunuz? Hedefleriniz nedir? Basın ve Medya çok önemli çünkü dünyada insanlara en çok yön veren birincisi medya, ikincisi sanat, üçüncüsü siyaset bakın çok önemli bu konuda görüşlerinizi alabilir miyiz?

MUZAFFER TUNÇ: Güzel bir konuya değindiniz Nihat bey, tabi yıllardır siz toplumun içinde ve basın dünyasının hemen hemen başındasınız. Neden başındasınız çünkü onların programlarını da siz yönlendiriyorsunuz. Sunuculuğunu ve fikir babalığını yapıyorsunuz. Yönlendirmeyi sizler yaptığınız için her zaman her yerde hemen hemen sizi görüyorum. İnşaat sektöründe de sizi görüyorum, doktorların yaptığı bir programda da görüyorum, siyasi programlarda da basının da yaptığı programlarda da sizi görüyorum. Bunun için sizi tebrik ediyorum bu konuda hızlı, atak davranmanız ve topluma faydalı olmanız takdire şayandır. Gelelim bizim konumuza; ben şunu söylüyorum devamlı Türkiye’nin ve Dünya’nın gelişmesinde basının çok büyük bir rolü var; günahı da çok, sevabı da çok. Eğer gerçekler ile düzgün bir şekilde iletişimi sağlayabilirse o zaman sevabı çok. Aksi takdir de günahı çok. Bugün gezi olaylarını bir hatırlayın bazı ülkeler Türkiye’yi batırmak için yaptı? Savaş muhabirlerini gönderdi. Savaş muhabirlerinin gittiği bir ülke savaşta demektir. Ne oluyor ürkek olan sermaye kaçıyor. Böylece Türkiye’ye büyük zarar vermeye çalıştılar. Eğer bizim basın ile ilgili sivil toplum örgütleri kuvvetli olsaydı o savaş muhabiri gönderen ülkeler, Türkiye’deki basın örgütüne sormadan Türkiye’ye muhabirini gönderemezdi ve büyük bir kınama cezası alırlardı.O ülkeler burada basın adına bir daha bir şey yapamazdı. Biz diyoruz ki bizim görevimiz ağır. DBMD’yi kurarken 34 arkadaşımız ile yola çıktık. Niye 34? Çünkü İstanbul’u dünyanın merkezi olarak kabul ediyoruz. İstanbul plakası ile yola çıktık, tabi çıkarken de dedik ki; Bir vücut düşünün, vücutta görme görevi gören göz ama beyin olmazsa, kulak olmazsa, kalp olmazsa bu göz tek başına ne yapsın. Bu sebeple sadece gazetecilik yapanlar olmayacak dedik. Hem gazeteciliğin tüm birimleri olacak örneğin internet yayını yapanlar, televizyoncusu, radyocusu olacak. Diğer taraftan ise hem doktor, hem yazar bunları aldık. Ekonomisti, bürokratı aldık köşe yazısı veya kendi kitapları olan yazarları aldık. Meslek ayrımı yapmadan kendi işlerini yapanları da aldık dedik ki; tam vücut olsun. Karma ama sağlam bir vücut olsun. Ha dedik bir proje yaptığımızda bu arkadaşlarımızın hepsi bu projede yer alsın.

Şu ana kadar 5 yılda 750 civarı toplantı, panel, konferans, seminer, ziyaretler düzenledik. Bunun yanı sıra ne yaptık, bürokrasiyi ziyaret ettik. Çünkü biz bürokrasi ile beraber varız. Siyasileri ziyaret ettik onlarla beraber varız. Demokrasi ile idare edilen bir ülke her kesim ile çalışmalar yaptığımız gibi zaman zaman sizin gibi değerli arkadaşların programlarına çıkıp basın mensuplarının eksiklerini yani idarecilerin yapması gerekenleri vermesi gereken destekleri anlatıyoruz. Bu arada program kısıtlı olduğu için her programda bir – iki projemizi dile getireceğiz. Burada Türkiye’de basın mensubu yayıncı olacağım diye yola çıkan binlerce gencimiz var. İletişim fakültelerinde okuyor, mezun oluyor her yıl 3-5 bin kişi civarında. Okul bitirdiklerinde iş bulamıyorlar. Hangi televizyon kanallarının  kapısına gidiyorsa bütün kadrolar dolu, hangi gazeteye gidiyorsa kadrolar dolu. Sonuçta ne oluyor hayatına küskün bir şekilde devam ediyor. Biz de diyoruz ki şu anda ki hükümetimize de sesleniyoruz. Devletin kademelerine de sesleniyoruz ve elinden iş gelen herkese sesleniyoruz ki bugün Türkiye’de sanayinin gelişmesi ve ekonominin gelişmesi için basının büyük rolü vardır. Her 100 kişi çalıştıran firma iletişim fakültesi mezunu bir basın danışmanı alması lazım. Basın danışmanı o firmayla ilgili günlük toplantıları, panelleri, çalışmaları yazıp, çizip toplum ile paylaşması lazım. Bu arada hem kendi işini yapmış olacak, hem de o imalathanemiz tanınmış olacak. Bir de reklamı bedavadan yapılmış olacak. Basın danışmanının ücretini bu sanayicimiz versin, devletimiz ise sigorta ve farklı şekillerde destek olsun. Böyle bir çözüm ile her İletişim mezunu kendi mesleğini yapmış olur. Türkiye’de ilerleme kalkınma yönünden bir adım atılmış olur. Burada sağlıklı bir iletişim bütün yönleri ile Türkiye’yi ve Dünya’yı harekete geçirir diyoruz.

NİHAT TANRIKULU: Bütün bunları yapabiliriz. Bu kardeşlerimiz dünyaya geliyor ve anne-babası onları yetiştiriyor. Eğitim hayatında radyo, televizyon, gazeteciliği bitiriyor ama onlar sokakta kalırken arkasında görülmeyen bir gerçek var. Birileri çıkıyor bana kölelik yapsın diye basıyor parayı o ona gazetecilik yapıyor. Ortalığı karıştıran bu kalemşörların yasal olarak da yaptırıma maruz olmaları gerektiğini düşünüyorum. Bu aşamada Muzaffer bey sizin bahsettiğiniz bu proje muhteşem bir çalışma olur.

MUZAFFER TUNÇ: Herkes eğer ekonomisini eline almış olursa kimseye köle olmaz insanlar. Yani herkes işinin emeğinin karşılığını alırsa sorun çözülür. Mesela şimdi siz bir program yapıyorsunuz. Biri mi sizi zorladı? Siz kendi isteğinizle geldiniz yaptınız neden? Ekonomik gücünüz ve zamanınız, imkanlarınız var. İşte bu imkanlar olursa kimse kimsenin etkisi altında kalmaz.

NİHAT TANRIKULU: Aydın hocam. Ortadoğu karışık. Ülkemize baktığımız da sosyal medyada korkunç derecede bilgi kirliliği var. Siyasi partilerde rakibin doğrusunu kendi çıkarı için yanlış diyerek ülkeye zarar verdiğini dış güçler görerek basiretsiz siyasileri kullanarak ülkemizi karıştırmak istiyorlar. Bu konuda ne yapmalıyız?

AYDIN ÇETİNER: Öncelikle şunu ifade etmek isterim ki; ABD, Saddam Hüseyin yönetimine müdahale etmeden önce televizyon stüdyolarını hazırladı. Savaşı naklen CNN’den izledik. İzlediğimiz şey neydi? Amerikalıların bize gösterdikleriydi. Savaşı Amerikalılar yaptı, 1 buçuk milyon Iraklı’yı öldürdüler. Biz bir televizyon programı bütünlüğü içerisinde konuyu izledik ve dedik ki: Tamam bir tane diktatör vardı ve çok kötü şeyler yapıyordu. Ama bu diktatöre bıraksaydınız Irak’ı kaç tane Iraklı öldürebilirdi? Belli Halepçe’ye gitti kimyasal silahlarla saldırdı. Birkaç bin kişiyi öldürdü. Bu çok büyük bir zalimlik ve barbarlıktı. Ama 1.5 milyon insanı öldüren Amerikalı kendisini medya yoluyla yani algıda manipülasyon dediğimiz şekilde bizleri aldatarak, inanmamızı istediği şeyleri göstererek önceden yorumlanmış haberleri servis yaparak bize savaşın bir türlüsünü yaptı. Yani o da savaştı! Bizim düşüncelerimizi şekillendirmek bakımından savaştı. Neye inanmamız gerektiğini bize medya yolu ile gösterdiler. Sivil toplum örgütleri bugün Irak’a gidin Kanadalı Kuş Severlerin veya Buğday yetiştiricilerinin dernekleri var! Ne yapmaya gidiyorlar? Hepsi aslında orada kuş severler derneğini kuruyorlar ama arkasında bir ajanlık faaliyeti yürütüyorlar. Sivil toplum örgütlerinin de geldiği savaşla ilgili ileri nokta bu. Medyayı sürekli kullanıyorlar. İçeride algıda manipülasyon dediğimiz neye inanmamız gerektiğini bize gösteren bin türlü hazırlık yapıyorlar. Zulmeden olarak anlatmıyor, dünya barışını ben getiriyorum diyor! ABD’nin Irak’a götürdüğü şey barışmış! Özgürlükmüş! Bereketmiş bakalım Irak’a, bunları mı görüyoruz? Hayır! Emperyalizmin geriye bıraktığı kan ve gözyaşından başka bir şey yok. Gelelim bizim ülkemize ben şimdiye Türkiye Cumhuriyetini bölmeye çalışan terör örgütleri başta olmak üzere yurt dışında kendi kanallarında yayın yaparken Avrupa’da, ABD’de onları destekleyen veya desteklemeyen ortalıkta bir fikri olmayan ülkelerde ne anlatıyorlar? Kendilerini özgürlük savaşçısı olarak gösteriyorlar. İyi şeyler yaptıklarını ve halklarını kurtaracaklarını anlatıyorlar. Demiyorlar ki “Bebek öldürüyoruz, masum vatandaşa bomba patlatıyoruz” İşte medya bu alanlarda ciddi bir şekilde kullanılıyor. Diğer yandan haber akışını kontrol edemezseniz eğer, siz savaşı da kazanamazsınız! Sıcak çatışmayı da kazanamazsınız! Alanda ne kadar fedakarlık ederseniz edin yaptığınızın doğru olduğunu geniş kitlelere anlatamazsanız. Çünkü artık dünya artık global herkesin artık birbirinden haberi var. Olan biteni kim yönlendirirse, kim haber kanallarına hakimse biz artık onlara inanmak durumundayız. Sosyal medyaya bir bakın önüne gelen istediği manipülasyonu, istediği provokasyonu yapıyor. Dolayısıyla bu da savaşın başka türlü devam ettirilen şekli. Yani artık günümüz devletlerarası sisteminde devletler kendi milli çıkarlarını gerçekleştirmek için tankı, topu, uçağı ile sizin tepenize binmeden önce bir başka şey yapıyor! Buna algıda manipülasyon diyoruz. Bilimsel çevreler, yazar-çizer takımı bununla ilgili bir şeyler söylüyor mu? Söylüyor ama maalesef Dünya silahların gücü ile kan ve gözyaşıyla az önce sözünü etmeye çalıştığım haber kanallarını kontrol edip, kendi haberlerini düzenleyip kendi anlattıklarını doğru başkalarının anlattıklarını ise “Tu kaka” gösteren haberler ile dolu. Şimdi bölgede Türkiye’nin hemen sınırlarının ötesinde Irak’ta ve Suriye’de çok ciddi bir savaş yürütülüyor. Herkes birbirine girmiş durumda. Kim dost, kim düşman? At izi, it izine karışmış durumunda. Dolayısıyla böyle bir memlekette olan biteni kimden nasıl öğreneceğiz? Kim bize haber taşıyabiliyorsa ondan öğreniyoruz. Orada beraber olduğumuz insanların 3 milyondan fazlası gelmiş mülteci olarak ya da adını ne koyarsanız koyun savaştan kaçtı. Bizim memleketimize yerleştiler bakıyoruz, yardım ediyoruz, bakmaya da devam edeceğiz. Bir o kadar da yolda neden? Şu anda savaş devam ediyor.  İşte bu bize kendisini masum, haklı ve özgürlük savaşçısı olarak gösterenler yani batı. ABD, güya bizim müttefikimiz, keza iyi ilişkiler geliştirmeye çalıştığımız Rusya. Dünyanın her yanında olan bitenin içerisinde bunları görüyoruz. Neden? Çünkü dünyanın jandarması bunlar. İşlerini silahlarının gücü ile görüyorlar. Asla barışçı görüşmelerle meselelerini halletmiyorlar. Bakın ne yaptı Rusya! Baltık Denizi’nde yüzen devasa bir savaş gemisini (AMİRAL KUZİNETSOV) Kıbrıs açıklarına getirdi. Niçin getirdi acaba? Ne zoru vardı 10 bin km deniz aşarak devasa bir savaş gemisini oraya getirdi? Çok basit savaş füzelerini daha rahat kullanabilmek için. Keza Rusya ne yaptı! Hazar Denizi’nde var olan donanmasından 1500 km menzilden Kruz füzeleri atarak oraya da bombardıman yaptı. Gelelim ABD’yi anlattık. 60 ülkenin askeri var Irakta. Keza Suriye’de olan bitene bakın ABD koalisyon oluşturduğunu söyledi. Bu çekirdek koalisyonda başta ABD olmak üzere birçok ülkenin uçakları vurucu unsurları var. Bunlar ne yapıyorlar kimi bombalıyor? Kim dost, kim düşman belli değil! Bakın Türk ordusu şu anda önüne Suriye’nin özgür Suriye ordusu dediğimiz kendi milli ve yerli savaşçılarını almış kendi topraklarında yürütüyor arkasından destekleyerek istediği şeyde 98 kilometreye  45 kilometre bir dikdörtgen düşünün yani Mare- Cerablus hattında yani 98 km sınırlarımızın eninde 911 km’lik bir sınırımız var bizim. 98 km’sinde  terör örgütleri PKK ve PYD’nin kantonlar ilan etme çabasından sonra biz de bunların ortasına bir güvenli bölge koyalım dedik. 3 buçuk milyon Suriyeli’ye bakıyoruz, bakmaya da devam edeceğiz. 20 milyar dolar kıymetli paramızdan para harcadık, harcamaya da devam ederiz dedik. Ama arkası da var buraya güvenli bir bölge koyalım burası uçuşa yasak olsun burada insanlar güvenli bir şekilde kalsınlar. Eğer siz de gerçekten samimiyseniz ABD ve Avrupalıları kastediyorum. Paranız, pulunuz da var mültecilerden, göçmenlerden denizde ölen insanlardan rahatsızsanız her gün yüzlerce insanın sizin ülkelerinize doğru canını kurtarmak için kaçmasını istemiyorsanız böyle bir güvenli bölgede insanları rahat ettirelim dedik. E buna da engeller, hem de kim engel Rusya, ABD engel. Hem bizim İncirlik Üssümüz’ü kullanacaksınız, hem de Türk ordusuna destek vermeyeceksiniz. Son yaptıkları açıklama bu. Dolayısıyla dost kim? Düşman kim? Hava son derece bulanık. Çok alçakça yürütülen faaliyetler var.

NİHAT TANRIKULU: Sayın Ayhan Bölükbaşı son olarak halkımıza ne söylemek istersiniz?

AYHAN BÖLÜKBAŞI: Saygıdeğer hocama, mükemmel tespitlerinden dolayı teşekkür ediyorum. Egemen güçler başta medya olmak üzere her türlü algı manipülasyonlarını yapıyorlar. Sevgili hocam vazifelerini yapıyorlar. Ben onlara onların zaviyesinden baktığım zaman hak veriyorum. Biz ne yapıyoruz hocam biz? Herkes vazifesini yapacak. Uluslararası ilişkilerde dostluklar yoktur. Uluslararası ilişkilerde menfaatler ve çıkarlar vardır. ABD ne için 10 bin kilometre öteden geldi buraya? Yani Irak’ta ki Müslüman kardeşlerimizi çok sevdiğinden mi? Şu an o kadar uzaktan askerlerini getirdi, milyarlarca dolar para harcıyor. Suriye halkını çok sevdiğinden mi?  Hayır ABD’yi menfaatleri buraya getiriyor. İngiltere, Almanya ve Fransa da dahil buna. Biz ne yaptık? Ne yapıyoruz? Irak’ı gördük bir diktatörü götürüp demokrasiyi getireceklerdi. Bir diktatörü götürdüler şu anda onlarca diktatör oluşturdular. 1 buçuk milyon insan hala da ölmeye devam ediyor. Irak’ta sular durulmadan Suriye’nin bizimle ortak sınırı 910 km. Esat’la can ciğer kuzu sarmasıydık. O dönemde milyarlarca para verip döşediğimiz mayınları, daha sonra milyarlarca dolar para verip ayıkladık. Sınırın 900 km’sini açtık. Kime açtık? Gelecek olan malum egemen güçlere. O zaman hep şunu sorgulardım! Ben stratejist değilim, asker değilim ama bu devletin bir vatandaşı olarak tamam Esat ile biz canciğer kuzu sarmasıyız ama 900 km’lik sınırımızı niye dikensiz gül bahçesi yapıyoruz? Tamam orada ailelerimiz ve akrabalarımız var ama belli aralıklarla orada belli olan bölgeleri boşaltırız oradan giriş-çıkışlar yapılsın. Neden 900 km’lik alan dikensiz gül bahçesine çevrildi? Bu hep benim kafamı kurcaladı! Bu güne bakarsak şayet bu mayınları temizletmeseydik (bizim paralarımızla yapıldı) ne olurdu? Burada en tepedeki insanımızla, sokaktaki insanımız kendini sorgulayacak! Bu vatanın, bu devletin, bu milletin bölünmez bütünlüğü adına Allah’ın verdiği akıl nimetini kullanacağız! Ama aklımızı birilerine kiraya verirsek, üst akıl dediklerimize kendimizi emanet edersek bunlar kaçınılmaz! Cenab-ı Allah’ın verdiği akıl nimetini kullandığımız zaman çok eğitimli olmaya gerek yok. Bizim şu anda Irak ve Suriye’de yaşadıklarımız komşumuz olduğu için biliyoruz. Bir de medyanın anlatımına bakın! Bugün Cezayir, Libya, Tunus farklı mı? Oralar da kaynıyor. Oralarda yaşananlar da farklı değil ama bizim sınırımız olmadığı için çok fazla da basın göstermediği için malum gerekçelerden dolayı. Bu sebeple çok uyanık olmak zorundayız! Geçmişten gereken dersi almış olsa idik bunlar tekerrür eder miydi? Şu süreçte, şu yaşanılanlardan gereken dersi almazsak başımıza çok daha büyük musibetlerin gelmemesi için hiçbir sebep yok. Ama gereğini yaparsak da bu necip millet üstesinden gelecek ve fırsat vermeyecektir.

MUZAFFER TUNÇ: Sayın Bölükbaşı önemli bir konuya parmak bastı. Yani sivil toplum örgütleri kuruldu binlerce var ama vazifelerini yapıyorlar mı? diye bunu kısa yaşanmış bir hadise ile dile getirelim. Şimdi bir dernek kurulduğu zaman herkes hevesle geliyor evrakını getiriyor, çalışmasını yapıyor ve büyük emek veriyor zaman harcıyor. Kuruluş oluştuktan sonra bir bakıyoruz çoğu piyasada yok! Arkadaş seninle beraber bunu kurduk, sen de yönetimdesin buna bir misal vereyim. Köyün birinde ileri gelen birine diyorlar ki arkadaşlar bu köylümüz ne ile geçiniyor? Hayvancılıkla, Sütle bir kooperatif kuralım sen öncülüğümüzü yap. Bu sütü herkes ayrı ayrı satmasın! Tek araç gitsin, tek bir çalışma altında olsun. Zamanımız ve emeğimiz boşa gitmesin diyorlar. Peki diyor ileri gelen. O zaman kooperatif kurmadan önce deneme açısından alt yapı yapalım ondan sonra. Bu gece bir varili köyün ortasına koyacağız saat 12’den sabah 05’e kadar  hiç kimse karanlıkta yaklaşmayacak ama herkes birer kupa süt getirip bu varile aktaracak. Onu götürüp yarın satacağız, ondan sonra bu kooperatif çalışmalarını başlatacağız. Tamam mı? Tamam.  Herkes getiriyor birer kupa aktarıyor sabah bütün köylüyü çağırıyor ve diyor ki: “törenle bunu açacağız” Varilin kapağını bir açıyorlar bir dirhem süt yok! Hepsi su! Şimdi sen demişsin ki nasıl olsa diğerlerinin hepsi süt koyacak. Bir kupa su katsam ne olacak ki? Herkes böyle düşününce, nasılsa diğerleri yapacak diyerek hareket ederse süt yerine hepsi su oldu varilin. Derneklerde de böyledir! Eğer derneklerde herkes bir işi yapsa yüzlerce iş olmuş olur. Ama herkes diyor ki nasıl olsa öbürü yapar. Nasılsa başkan var, genel sekreter var yapar. Ve işin sonuna bakıldığında hiçbir iş olmamış oluyor. Onun için sivil toplum örgütlerinde yöneticilerin, üyelerin bu konuya dikkat etmeleri güzel olur diye düşünüyorum. Herkes taşın altına elini koyacak.

AYDIN ÇETİNER: Bana göre hayatın sırrı, basit soruların cevaplarında gizli. Basit soracağız, doğru cevaplar alacağız. Bu aziz milletin geleceği ile ilgili acizane tavsiyede bulunacaksak; “yerli ve milli olmalı” bu kavram basit gibi gözükebilir ama böyle olmak hiç kolay değil. Az önce anlattığımız konulardan dolayı “Yerli ve Milli olmalıyız” birlik ve beraberlik çalışmaktan geçer. Çok çalışacağız bizim maalesef gücü kendisine belki yeterli olan sınırların ötesinde ki büyük meseleler için çok daha büyük ve güçlü orduya ihtiyacımız var. Mevcut kadrolarımız yeterli olabilir. Silah, teçhizat, ekipman vs. bakımından yeni donanımlara ihtiyacımız var. Yerli ve milli olmak bu açılardan önemli! Türkiye çok sıcak meselelerle karşı karşıya! Dolayısı ile TSK’nın hem yazılım, hem donanım bakımından güçlendirilmesi lazım. Gelecekle ilgili milletimizin da fedakarlık edip milleti zengin ve müreffeh yapabilirsiniz. Arkasından ekonominiz buna müsait ekonomi uzmanlarınız da var. Daha çok çalışın! Bunu yapın! Siyasetçinin görevi budur! Arkasında bu milletin namusunu, onurunu, gururunu koruyacak olan orduyu güçlendirin. Onun arkasından gelecek olan destek kuvvetlerini de medyadan tutun da sivil toplum örgütlerine kadar kurmak siyasilerin görevidir. Bunu sağlam bir şekilde kurun, bunlara destek olsun. Bana göre memleketin geleceğinde bunlar var. Allah yar ve yardımcımız olsun.     PINARBAŞI HABER AJANSI (PHA)

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    banner128
    banner130
    banner131
    Hava Durumu
    Tümü Anket
    Ne Tür Haber Okuyorsunuz ?

    NAMAZ VAKİTLERİ
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    SPOR TOTO SÜPER LİG

    Tür seçiniz:
    E-Gazete
    • Haber-Sistemi - 10 Ağustos 2011Manşeti
    Karikatür
    • Twiit
    Sen de Yaz
    Ziyaretçi Defteri
    Ziyaretçi Defteri
    Siz de yazmak istemez misiniz?
    Ziyaretçi Defteri
    Arşiv

    banner129

    Safak Gazetesi MES Yan Sol -->