banner133

Ünlü Şair İbrahim Yavuz Zarifoğlu: “En Sevdiğim Eserim İstanbullu Şiirler”

Ünlü Şair İbrahim Yavuz Zarifoğlu, Pınarbaşı Haber Ajansı (PHA)’ na özel açıklamalarda bulundu. Kendisi de şair olan genç gazeteci Gülcenaz Arslan ile samimi bir sohbet gerçekleştiren İbrahim Yavuz Zarifoğlu, özel yaşamından dünya görüşüne, şiirden edebiyat dünyasının gelişimine ve günümüz gelişmelerine kadarki geniş bir yelpazedeki sorulara samimi cevaplar verdi. Gerçekleştirilen bu röportajın Şafak Gazetesi okuyucuları tarafından ilgiyle takip edileceğini umuyoruz.

28 Temmuz 2017 Cuma 19:07
Bu haber 2230 kez okundu
Ünlü Şair İbrahim Yavuz Zarifoğlu: “En Sevdiğim Eserim İstanbullu Şiirler”

Sayın Zarifoğlu, öncelikli olarak bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederek sorularımıza başlamak isterim. Buraya gelmeden önce sizlerle ilgili olarak dersimize çalıştık. Hayatınızla ilgili yaptığımız araştırmalarda, hayatın çeşitli dallarında başarılara ;”edebiyattan –siyasete” kadar imza atığınızı görüyoruz. Şafak Gazetesi okuyucuları adına soracaklarımız ve cevaplarınızla bu başarıları taçlandırmayı amaçlıyoruz. 
Klasik bir soruyla başlayalım isterseniz: Yazmaya nasıl başladınız?

Sayın Arslan ben de öncelikli olarak bu güzel ortamı hazırlayan Şafak Gazetesi’nin Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Muzaffer Tunç’a ve onun şahsında sizlere çok teşekkür ederim. Umarım güzel bir söyleşi olur.
Ortaokul yıllarında başlayan şairlik duygularımız el-an devam etmektedir diyebilirim. Zannederim ilerideki safhada daha detaylı soracaksınız. Bendeniz  şiir ve edebiyat dünyasına hiç yabancı olmayan bir aileden geliyorum. Bildiğiniz gibi meşhur şairlerimizden 2. yeni diye ifade ettiğimiz kuşağın şairlerinden ; Türkiye’de 1940'tan sonra olan serbest dizilimde adı çok geçen rahmetli Cahit Zarifoğlu’nun yeğeniyim. Yine şair ruhlu bir insan olan Dedem rahmetli Avukat/Hakim Niyazi Zarifoğlu, Kahramanmaraş’ın tanınmış simalarından biriydi. Her şeyden önce babam da şair duygulu, bilgili bir insandı. Çok okurdu. Ben, babam rahmetlinin Cahit Sıtkı’nın 35 Yaş şiirini, Faruk Nafiz Çamlıbel’in Han Duvarları’nı ,yine merhum Bayrak şairimiz Arif Nihat Asya’nın Bayrak şiirini sık sık ,yüksek sesle okumasından ezberlediğimi söyleyebilirim. Kitap konusunda çok şanslı sayılabilirdim ve bu manada çok imkânlarımız vardı. Böyle bir aile içerisinde olmakla birlikte bizde de demek ki bir şeyler varmış ki şiir hayatına başlamışız. Liseye geldiğim zaman şiir dünyam daha da zenginleşti. O zamanlar bir yılı İstanbul Vefa diğer seneler Maraş Lisesi’nde okudum.Okulun edebiyat panosunun hazırlamasında yardımcı oluyordum. Maraş’ta okul genelinde açılan bir kompozisyon yarışmasında birinci olmuştum. Yine o yıllar İstanbul'da çıkan Kültür ve Edebiyat dergisi olan  Davet’e şiirler gönderiyordum. Dergiyi edebiyatçı M.Kamil Oruç çıkartıyordu. Davet Dergisi o günler için Türkiye'nin en meşhur edebiyat dergilerinden bir tanesiydi. Hatırladığım kadarıyla o zamanlar günümüz meşhur simalarından Hikâyeci Rasim Özdenören, Şair İsmail Kıllıoğlu, Yazar Abdurrahman Dilipak gibi zengin bir kadronun bulunduğu dergiydi. Bir öğrenci olarak bu dergide şiirlerimin çıkması o günler adına hoş şeylerdi. O dergilerden bazılarını hala saklıyorum. Orada şiirimin yayınlanması tabii bizi çok muazzam şekilde tetikledi, gayrete getirdi. Yani belki de dergi sahibi aynen Muzaffer Bey'in sizleri bugün motive/teşvik ettiği gibi o zaman zannediyorum Kamil Oruç bey de bizleri teşvik etmiş olabilir. Belki ; “Bu gençte istikbal var” ihtimaliyle bizi onurlandırmak istemiş de olabilir. Unutmuyorum bu güzel olay bir anı olarak belleğimde hep sıcak kalmıştır: ilk şiirim yayınlandığında, elimde dergi Maraş’ın bütün okullarını gezmiş –dergiyi yaşıtım öğrencilere göstermiştim. Yine edebiyat adına bir diğer şans olarak, merhum şairlerimizden Şair Erdem Bayazıt’ın edebiyat öğretmenimiz olması idi… Yedi Güzel Adam diye bahsedilen kişilerden bir tanesi. Yani edebiyat adına çok şanslı olduğumu ifadelendirmek isterim. Bilirsiniz, Maraş zaten edebiyat/ şiir dünyamızın bir nevi başkentidir. Hülasa, ortaokul sıralarında başlayan şiir hayatımız hâlâ daha devam etmekte.

Yazarlığa başlamadan önce etkilendiğiniz bir şair var mı?

Şüphesiz. Her şairin mutlaka ve mutlaka beslendiği-beğendiği, kendince benzemek istediği bir kaynak vardır.O kaynak ve kaynaklar ,şair olacak kişinin yazım stiline bir nevi zemin oluştururlar. Mesela, önce kafiye ve hece uyumlu şiirlerle yazmaya başlayıp  daha sonra kendi ruhunun yönlendirmesi ile bir mecraya ulaşıp orada karar kılabilir, doğasına göre farklı stillere dönebilirler. Bendeniz, üstad Necip Fazıl Kısakürek’in "Çile ve Esselam" kitabı ile başlamakla birlikte, Annemin  1971 yılında Vefa Lisesi’nde okuduğum yıl” Varlık Dergisi’”nin –ki  o zamanlar meşhur yayınevlerinden bir tanesiydi ; yayımlamış olduğu dev bir Şairler Antolojisi vardı, ondan çok yararlandığımı söyleyebilirim. Bu antolojiye sahip olmak için anacığıma çok yalvarmıştım zira hayli pahalıydı. İçerisinde Türkiye'nin en meşhur şairleri ve seçilmiş şiirleri vardı. Şimdi ki gibi iletişim imkanları yok tabii. Bu eser hâlâ kütüphanemi süsler.. O şiirleri, yüzlerce defa okumuşumdur.
Bunların dışında yine Üstad Sezai Karakoç, Nuri Pakdil ve diğer edebiyat sahasının seçkin şair ve yazarlarından çok faydalandım. Klasik dünya edebiyatının seçkin ki özellikle İskandinav şairlerinin deniz kokulu şiirlerini okuduğumu söyleyebilirim. Bu edebi etkileşim; O günler adına bizlere merdiven basamakları gibi zemin oluşturdu. Bir iz oluşturdu ve bu iz, bizleri şiirin sırlı dünyasına çekti diyebilirim.

Yazar olmaya ne zaman karar verdiniz?

Şimdi yazar olmaya karar vermek tabii keskin kenarlı bir ifade gibi. Şöyle ifade edeyim; insan yazmaya başlayınca farklı bir serencamın içinden geçiyor zira hayatın kendine has bir işleyişi-akışı var. Eğer tercihiniz; yazarlık ve şairlik ise, o zaman o duygu ve bilgiden beslenerek ve yazarak hayatınızı idame ettiriyorsunuz. Yok tercihiniz farklı ise çok ayrı bir konu. Ama ben ayrı bir konseptte yani mecburen çalışma hayatının içinde olmakla birlikte şiire devam ettim. Şairlik ve yazarlığı da ciddi manada önemseyerek daha ayrı tuttum. Yani bu işlevi aslında duygusal anlamda ortaokulda başlattım. Kısaca karar verme böyle diyebilirim.  

Bu kadar güzel şiir yazdığınıza göre mutlaka etkilendiğiniz bir olay vardır. Sizin ilhamınız nedir?

Çok güzel şiir yazmak bu ifadeyi samimi bir iltifat kabul ediyorum, zira güzel şiir konusu çok tartışılabilir !. Çok su kaldırır bir konu. Şimdi biliyorsunuz ; şairler öncelikle duygusal yapıları yüksek insanlar ve az konuşan insanlar. Aslında ben biraz fazla konuşan bir şair tipiyim. Rahmetli Cahit amcam mesela çok az konuşan bir insandı. Bu huy ilginçtir, ben de tam tersi tezahür etmiş . Ama çok hisli ve duygu yapısı yüksek biri olduğumu söyleyebilirim. Duygu bağlamında çok hassas bir iç dünyam var. Bu hal her olayda beni tetikliyebiliyor. Bir annenin çocuğunun elinden tutup götürmesi bile benim için inanılmaz bir şiir başlangıcı bir metafor olabilir.
Her şey ama her şey, şahsım için bir ilham kaynağıdır diyebilirim..

Malum olduğu üzere ülkemizde şair-yazarların hayatlarını edebiyattan idame ettirmeleri zordur. İştigal ettiğiniz bir mesleğiniz var mı?

Var tabii. Bir kamu kuruluşunda yönetici olarak çalışıyorum. Bunun yanı sıra liselerde edebiyat öğretmenliği, değişik özel müesseselerde yöneticilik yaptım. İlginçtir, memuriyet hayatım İstanbul Valiliğinin 1976 yılında açmış olduğu bir kompozisyonla başladı. Toparlamak gerekirse iştigal ettiğim bir kamu görevim var.

Sayın Zarifoğlu tekrar edebiyata dönecek olursak, şiirlerinizde ele aldığınız temel konular var mı?

Sosyal içerikli bütün her tema, yaşamın her anı benim temel konum. Mesela, bu vahşi 15 Temmuz katliamı. Allah ülkemize bir daha böyle bir olay yaşatmasın; Bu olayla alakalı bir şiir yazmıştım. Bazı şair dostlarımızın dikkatini çekmiş olsa gerek, Sayın AK Parti Kayseri milletvekilimiz Kemal TEKDEN bey ve şair Hacı KISIR kardeşimizin öncülüğünde, Cumhurbaşkanı'mızın ilk kez bir şiir Antoloji sine önsöz yazdığı ”Diriliş Şiirleri Güldestesi”yer aldı. Önce Medeniyet Üniversitesi’nde şiir sahibi şair dostlarımıza bir plaket töreni yapıldı. Çok kıymetli akademisyenler katıldı. Sonra, TÜZDEV ve Ankara Ticaret Odası’nın müşterek hazırlamış olduğu Kültür ve Turizm Bakanımız Sayın Nabi Avcı beyin de katıldığı bir ortamda seçilen 46 şairimizle birlikte bizlere de birer plaket verildi. Tabi konusu acı bir durum da olsa, onurlandırıcı bir eylem olarak bizleri buruk bir sevince sevk etti diyebilirim. Üniversite de öğretim görevlisi bir dosttum şiirimin Kültür Bakanlığı arşivine alındığını belirtti.
Bu ifadeleri şunun için söyledim, yani şiir seçiminde önceden belirlenip seçilmiş özel temalı bir konu yok.
Ama şunu özellikle ifade etmem gerekirse; İstanbullu Şiirlerle ilgili özel çalışmalarım var.

Şiir yazarken dikkat ettiğiniz hususlar nelerdir?
Her şiirin kendine has teknik detayları var. İleride soracak mısınız, bilmiyorum ama her şey de olduğu gibi her durumun bir profesyonel hali ve yönü var. Mesela bendeniz; İstanbul’un değişik liselerinde edebiyat öğretmenliği yaptım onu da bu arada zikretmiş olayım. Şiirin kendine has akademik ölçüleri var. Diyelim ki siz, kafiye ağırlıklı-seciyeli şiirler yazacaksınız ,o işin üstatları, pirleri kimse o insanlardan çok yüksek oranda beslenip ,o işin teknik kısmını detayını mutlaka öğrenmek gerekliliği var.. Çok usta şairleri okuyacaksınız, takip edeceksiniz. Bu şart bir eylem. Yani edebi durumun “olmazsa olmazı!”. Ben serbest dizilimde yazıyorum. Ama serbest dizilim genelde rahatlıkla herkesin yazabileceği bir stil gibi gözükmesine rağmen en zor stildir. Çünkü şiirin bünyesinde, ana  konuyu, temayı dağıtmadan çok zengin kelimeler kullanarak o şiiri dizayn etmek zorundasınız.. Tabii duygu ve ruh katarak. Her kelimeye özel anlamlar yükleyerek, çok basit gibi gelebilir ama kelimelerin seçimi, şiir okunduğu zaman o şiiri oluşturan arka dinamikleri ele verir ve ustaların gözünden asla kaçmaz. Usta insan, şiirin debisini hemen yakalar. Mesela usta bir şairin şiiriyle yeni şiire başlamış gencimizin şiirinin arasındaki o inanılmaz farkı yakaladığınızda kültür dinamiğinizin sizi dikkat edilecek farka götürdüğünü de fark etmiş olacaksınız.. İşte bu durum dikkat edilecek önemli bir husus.

Şiir yazarken belli bir ortam seçer misiniz?

Ortam seçmem. Yazabilecek bir parça kağıt ve yazacak müsait bir zaman. Şahsımla alakalı söylüyorum her konu benim için şiirin girişi, ön sözüdür.

Sizce günümüzde şiire önem veriliyor mu?

Veriliyor dersem şiire büyük haksızlık etmiş olurum. Şiir yazmak ve şiire gereken önemi vermek tabi ki çok farklı konular. Genç neslin çok olduğu ve şiirin çok yazıldığı fakat okuma eyleminin çok az olduğu bir ülkenin fertleriyiz.
Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip ERDOĞAN’nın belediye başkanı olduğu yıllardan itibaren Türkiye şiirle tanıştı. Yeni bir şiir atmosferine, şiir tabakasına girdi diyebilirim. Bunu samimi olarak söylüyorum. Zira hem şiir hafızası hem okuyuşu milletimizin sevdiği bir tarz. Bu cihetle, Sayın Cumhurbaşkanımızı 1. sıraya alabiliriz. Belediye Başkanlığından başlayan o ilk günlerinden itibaren hepimiz biliyoruz sonra Başbakanlık dönemi, arkasından Cumhurbaşkanlık dönemi ve hâlâ devam eden o şiir okumaları milletimize şiiri yeniden hatırlattı ve sevdirdi. Bu yüzden Türkiye de günümüz şiirinin --sizlere biraz tuhaf gelecek ama! --miladını ben Sayın Cumhurbaşkanımızın Belediye Başkanlığıyla başlatıyorum.  

Şiir doğuştan gelen bir yetenek midir? Yoksa sonradan kazanıla bilinen bir beceri midir?

Bu edebiyat dünyasında çok tartışılan bir konu.
Merhum Cahit Zarifoğlu’na  ve bazı edebiyat üstatlarımıza “Şair-i maderzat” diyorlar.. Yani “anadan doğma şair”.
Bendeniz olaya biraz farklı bir pencereden bakmak adına : Mesela geçmiş dönemlerde çok basit düzeyde şiir yazan insan zamanla yeni okumalarla yeni tanıştığı edebi insanlarla ,yazar ve şairlerle olan mesaisinden sonra şiirlerinde muazzam yükselişler olduğuna tanık oldum.. Ama şu bir gerçek insan daha sonraları bilgi ve deneyim sahibi olabilir ama doğuştan gelen o yetenek üstüne bilgi ve deneyim eklenirse çok daha iyi hatta muazzam bir cevher edebiyat adına bir kazanım oluşabilir. Yani matematiksel düşünürsek; yüzde 51 doğuştan gelen yetenek, yüzde 49 sonradan kazanılan beceri eşittir; şair ve yazar.
Naçizane kısaca görüşümü böyle belirtmiş olayım.

Hiç yazarken beceremiyorum hissine kapılıp yazarlığı bırakmak istediniz mi?

Kişisel anlamda şahsımla böyle bir karşılaşmam olmadı. Ama şairler şiirlerini beğenmez, mesela bugün yazdığım şiiri bana yarın okutsanız bir sürü eksik bulurum. İşin bu yönü de var tabi. Bu durum derin bir serzeniş, yazarlığı bırakmak duygusu mu ? doğrusu iyi araştırılması gereken bir konu .



Sizce ortaya çıkan eserler yazarların aynası mıdır?

Bu çok zor ve felsefik bir soru. Mesela İstanbullu Şiirlerime bakarsanız ruhsal anlamda yansımamı yakalayabilir ,teması başka bir şiirimde tamamen farklı olan  bir aynanın yansımasını görebilirsiniz.. Yani bazen kırık bir aynada tebessüm-ü elem veya çok parlak bir sevinci yansıtan güzide aynada olabiliriz. Bu zor soruya birazcık kaçamak cevap vermiş olayım; kısaca şiirin ruh dünyasındaki özü, insanın hayat aynasıdır diyebiliriz.

Eserlerinizi adlandırırken nelere dikkat edersiniz?

Kitap bağlamında her yazarın kendine has bir kitap başlığı kullanma tekniği vardır, şüphesiz.. Bazen tanınmış şiirinin bir dizesini baz alarak o kitabın ismini oluşturur bazen zihninde sevgili olarak tuttuğu bir kelime ve cümleyi. Kitap başlıkları önemlidir; çünkü kitap ismi o kitap konseptinin bilgi, duygu ve ruhunu ele verir.

En sevdiğiniz eseriniz hangisi? Neden?

Şiir kitaplarımın hepsini sevdiğimi söyleyebilirim ama en sevdiğim eser İstanbullu Şiirler 1.
Çünkü, bendeniz hemen şu yanı başımızdaki Fatih/Hırkai Şerif  semtinde dünyaya geldim. İstanbul'u biliyorum. İstanbul'daki yaşamımın en özgün yerinde tuttuğum için bu kutsal beldeye ayrı bir değer veriyorum. Yaş durumuma göre eski sayılabilecek güzellikleri yaşadım, biliyorum. Buraların bostan olduğu zamanları anımsıyorum.. Yani İstanbul'un güzelliklerini kendimce yaşadım. Kumkapı da yüzdüğümü hatırlıyorum; Anadolu’nun değişik yerlerinden veya İstanbul’un değişik semtlerinden sevdalılar/aşıklar gelir, kayık kiralarlardı. Suya para atarlardı. O paraları çıkarmaya çalışırdık. Bu paralar bizim gündelik harçlığımız olurdu. O günleri görmüş ve yaşamış insanım. Yani yukardaki sorunuza da bir katkı olması bakımından ruhumuzu aksettiren güzellikler mecrası. Hayatın sırlı –sihirli kutusu olarak gördüğüm için İstanbullu Şiirleri ayrı bir konsepte değerlendiriyorum.. Şimdi siz söyleyin lütfen! Nasıl bu eserimi sevmeyeyim?

Şiir yazmaya yeni başlamış gençlere hangi tavsiyelerde bulunursunuz?

Çok okumayı ve okumayı seven insanları sevmeyi, entelektüel boyutu yüksek değerlerle tanışmayı ,aynı ortamı paylaşmayı tavsiye ederim. En azından sosyal medya ve TV’ler de ilgili konuları takip etmeyi öneririm.
Ayrıca, acemi yazı ve şiirlerden de ısrarla kaçmayı.

Genellikle röportajlarda en başta sorulur ama ben değişiklik olması adına en sonda sormak istedim.
Özgeçmişinizi anlatır, Aldığınız ödüllerden ve eserlerinizden de bahseder misiniz ?

Anne tarafı İstanbul, baba tarafı Kahramanmaraşlı bir ailenin İstanbullu ferdiyim. Hiç mübalağa etmeden söylemiş olayım hayatım tam bir roman denilen cinsten. Sadece ilkokulu iki ayrı şehirde üç ayrı okulda okudum.
Çocukluğum inanılmaz bir düzlemde özgür bir şiir olarak geçti. Ortakul ve lise hakeza. Babamın askeri memur oluşundan dolayı bu güzide vatanımızın bir çok beldesini görmek nasip oldu. Küçük yaşlarda zengin bir kültür coğrafyası ile tanışma imkanım oldu. Anadolu bu cihetiyle çok zengin bir oluşuma sahip. Farklı folklorik bilgi ve donanımlar sizi istemeden de olsa çok çeşitlilik arzeden bir hayata hazırlıyor. Zannediyorum şiirimin alt düzlemindeki zengin imge çeşitlemeleri, betimlemeler ve kelimeler okumanın olduğu kadar bu farklı coğrafyanın bizlere sunduğu güzellikler saadetindendir. Edebi kişiliğime gelince ; demin de konuşma içerisinde ifade etmiştim.. İlk kez liseli yılların başında Davet Dergisi’nde şiirlerim yayınlanmaya başladı. Sonra 1976 yılında İstanbul Valiliği’nin açtığı memuriyet giriş sınavında kompozisyonla memuriyete başladım. İstanbul 1’ncisi olmuştum. 1979’da Türkiye genelinde açılan bir şiir yarışmasında Akıncılar Dergisi’nin yapmış olduğu bir yarışmada yine Türkiye 1. si olmuştum. Tabii bunlar bir şair ve yazar için , o yolda olan insanlar için önemli kilometre taşları . Sonra tabii yazdıkça artık kitap yazma arzunuz oluşuyor doğal olarak ,şiirleriniz ve yazılarınız kitaplaşıyor..
Sonra İstanbul şiirleriyle alakalı olarak antoloji.com ve Ümraniye Belediyesinin 2005'te uluslararası açtığı bir yarışma da mansiyona layık görüldüm.. Ondan sonra İstanbul’la ilgili şiirlere yöneldim ve ağırlıklı olarak İstanbul adına yazmaya karar verdim. Bu ödül bir nevi bendenizi kamçılayan, tetikleyen bir durum oldu. Sonra yine dünyanın ikinci en büyük şöleni olan “Hazar Şiir Akşamları”na davet edildim .Konusu Yahya Kemal ve İstanbul’du.. Orada şiirimi okudum. Türkiye’den ve 16 ülkeden seçilen şairler ve yazarlar oraya davet ediliyor. TRT AVAZ tarafından canlı olarak zannederim yirmi ülkeye yayın yapılıyor. Sonra 2 defa birisi Uluslararası olarak düzenlenen Kahramanmaraş şiir Festivallerine davet aldım...Ve şair olarak katılıp şiirlerimi okudum. Bunların dışında ,”Türkiye Şairler ve Yazarlar birliğinin” açmış olduğu bir yarışmada yine İzmir İmam –Hatip Lisesi derneğinin (İMHAD) Türkiye genelinde açtığı bir kompozisyon yarışmasında derece aldım. Onun dışında hatırladığım kadarıyla kırk-elliye yakın değişik antoloji kitaplarında şiirlerime yer verildi.
Önemine binaen söylemiş bulunayım :İstanbul Valiliğinin akademik bir heyete hazırlattığı “ İstanbul Şiirleri Antolojisi”n de  şiirime yer verildi..
Yine Kahramanmaraş Valiliği ve Büyükşehir Belediyesince hazırlanan “Maraşlı Meşhur Şairler Antolojisinde” yer verildi.
Yine İstanbul Eyüp Belediyesince hazırlanan “Divan Edebiyatımızdan Günümüze Eyüp Şiirleri Antolojisi” ne sekiz şiirim alındı.
K.Maraş Valiliği ve Büyükşehir Belediyesince hazırlanan; Maraş’ın meşhur şairleri Antolojilerinde şiirime ve biyografime yer verildi.
Üçü müstakil İstanbul Şiirlerinden oluşan “İstanbullu Şiirler 1-2-3 “olarak şiir kitabım yayımlandı. İstanbullu Şiirler 3’ü Fatih Belediyesi edebi eserler olarak neşretti. Yine dört baskı yapan “Miraci Duruş” ,”Kendimi Beklerken”, “Bir Demet Alev” ve “Güneşi Beklerken ”adlı şiir kitaplarım yayımlandı.
Nefis adına hoş kazanımlar.
Aslında bir şairin kendine övgü kabilinden bu tip ifadeleri söylemesi pek şairce ve zarif bir dokunuş değil tabi. Ancak sorulduğu için cevap verme adına ifadelendirmiş oldum.
Bendenize böylesine güzel bir söyleşi ve imkanı lütfettiğiniz için size ve şahsınızda Şafak gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Muzaffer Tunç  Bey’e sevgi ve saygılarımı sunuyorum..

Röportaj: Gülcenaz ARSLAN (Pınarbaşı Haber Ajansı-PHA)                          

 
Adalardan Gelen Serin Rüzgâr

 

İşte eteklerini savurmuş kıyıda bizi bekleyen İstanbullu deniz

Seni hissedip, seni seviyor seni sen de yaşıyorum:

Sırlı bir sükût oluyorum ruhunda

Gümüşi cezvelerinde Yemen kahve oluyorum

Kokun sarıyor asumanı Ey Serv-i Revanım!..

Biliyorum yüreğinde esiyor adalardan gelen rüzgâr

Anlıyorum kumlara dağılan ıslak mavi nefesinden

Boğazda solgun manolya, Kızkulesi efsanesinden

Şiirlere can verişinden, şairleri sevişinden: Sevdalım..!

Sana şiirler okusam; Baki’den, Fuzuli’den, Kemal’den, Akif’ten, Necip’ten

İçli şarkılar sunsam; Tanburi Cemil’den, Itri’den, Dede Efendi’den

Bir lahza dinler misin aziz İstanbul..!

 

Kıyılarına vursam deli dalga gibi

Sevinçten kederlensem, delirsem :

Ey övülmüş belde hep seni sevsem.!

Dayasam sevdalım başımı yaşlı selvine

Tutar mısın ellerimden…

2005/Fatih












Pınarbaşı Haber Ajansı

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    banner140
    banner130
    banner131
    Hava Durumu
    Tümü Anket
    Ne Tür Haber Okuyorsunuz ?

    NAMAZ VAKİTLERİ
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    SPOR TOTO SÜPER LİG

    Tür seçiniz:
    E-Gazete
    • Haber-Sistemi - 10 Ağustos 2011Manşeti
    Karikatür
    • Twiit
    Sen de Yaz
    Ziyaretçi Defteri
    Ziyaretçi Defteri
    Siz de yazmak istemez misiniz?
    Ziyaretçi Defteri
    Arşiv

    banner129

    Safak Gazetesi MES Yan Sol -->