banner133

Hayalleri ve umutlarıelinden alınmış öğretmenim

Hemen her gün ülkemizin kara dönemlerinden biri olan 28 Şubat 1997’de yaşananlarla ilgili buruk hikayeler duyuyor veya okuyoruz. İşte o kara dönemle ilgili bir kitap daha okuyucusuyla buluştu. Malatya’nın yetiştirdiği eğitimcilerden biri olan Nurgül Yakın, öğretmenliğinin ilk yıllarında 28 Şubat’ı yaşamış ve eğitim camiasının sıkıntılarını yakından görmüş bir yazarımız. Geçtiğimiz hafta kitabının tanıtım ve imza gününe katılan Nurgül Yakın, Pınarbaşı Haber Ajansı’na konuştu.

10 Aralık 2016 Cumartesi 01:02
Bu haber 3396 kez okundu
Hayalleri ve umutlarıelinden alınmış öğretmenim
 Ergenekon’un Çocukları isimli kitabın yazarı Nurgül Yakın:

“Hayalleri ve umutları defalarca elinden alınmış bir öğretmenim ben”

Hemen her gün ülkemizin kara dönemlerinden biri olan 28 Şubat 1997’de yaşananlarla ilgili buruk hikayeler duyuyor veya okuyoruz. İşte o kara dönemle ilgili bir kitap daha okuyucusuyla buluştu. Malatya’nın yetiştirdiği eğitimcilerden biri olan Nurgül Yakın, öğretmenliğinin ilk yıllarında 28 Şubat’ı yaşamış ve eğitim camiasının sıkıntılarını yakından görmüş bir yazarımız. Geçtiğimiz hafta kitabının tanıtım ve imza gününe katılan Nurgül Yakın, Pınarbaşı Haber Ajansı’na konuştu.

BİRLİK VE BERABERLİĞİMİZ İÇİN ELİMDEN GELENİ YAPIYORUM

 “Hayattaki en büyük önceliğim çocukların ve gençlerin korunmasıdır. Toplumumuzda ötekileştirmelere izin verilmemesi gerektiğini düşünüyorum” diyen Nurgül Yakın, “Ortak paydamız olan vatanımızda ilelebet yaşayabilmek için her türlü fedakârlığı yapmamız gerektiğine inanıyorum. Bir eğitimci ve anne olarak birlik beraberliğimiz için elimden geleni yapmaya çalışıyorum” şeklinde konuştu.

KENDİMİZİ İFADE EDEMİYORUZ

Dünya’daki hemen hemen bütün toplumlarda kadın olmanın zorluğunun görüldüğünü söyleyen Nurgül Yakın, “Kadın olmak gerçekten çok zor. Yapmak istedikleriniz bir şekilde bilerek ya da bilmeyerek engelleniyor. Biz kadınlar da buna göz yummaya devam ediyoruz. Kendimizi ifade edemiyoruz. Kadınların duygusal yönünün güçlü olmasına rağmen edebi ve sanatsal eserleri meydana getirmesi noktasında zayıf kalmasının herhangi bir mantıklı açıklaması yoktur. 45 yaşına kadar yazdıklarımı saklamamın başka bir açıklaması olamaz zaten” dedi.

 

YAZDIKLARIMI HEP KENDİME SAKLADIM

Kitabıyla ilgili bilgiler veren Nurgül Yakın, “28 Şubat sürecinde yaşanmış; birkaç üniversite öğrencisinin kendileriyle, aileleriyle ve okul yönetimiyle verdikleri mücadelenin anlatıldığı Ergenekon’un Çocukları adlı romanı yazdım. 24 Kasım’da çıktı. Ben 7 yaşından beri yazıyorum. Ama yazdıklarımı hep kendime sakladım. Bu sene yazdıklarımı paylaşma ihtiyacı hissettim. Yaşarken kitaplarımı çıkarmaya karar verdim. Altı hikaye, bir deneme, bir şiir ve bir de hatıra kitabı çıkaracak birikime sahibim. Allah nasip ederse sırasıyla hepsini de çıkarmak istiyorum. Bu kitabı tanıtmak için kitabımızın kapağından alıntı yapmak isterim. Toplumsal çatışmaların etkisiyle şekillendirilmeye çalışılan bir aşk hikâyesinde, hikâye kahramanlarının; kendileri ve çevreleriyle verdikleri savaşın sürükleyici ve bir o kadar da ibret dolu sürecini, keyifle okuyacaksınız. Ortak amaçları ve asli hakları, eşit eğitim, insani yaşam koşulları ve endişesiz bir gelecek iken, sağ-sol kavgalarına âdeta sürülen gençlerimiz; fikirlerini, inançlarını ifade özgürlüğünden yoksun bırakılarak, yüreklerinin sürgününde savrulurken, “aşk”ın ilahî hoşgörüsüne sığınan Eylem ve Alparslan, temsili iki isim olarak, bir insanlık meseli sunmaktadır... Gençlerimizin, masallarla değil, masalların meselleriyle aydınlansın yolları... “Aşkın üç hâlini birden yaşamaksa; ateşten gömlektir. Giyersen yanarsın. Çıkarırsan yok olursun. Sabırla giymek dileğiyle…”şeklinde konuştu.

“CANIMI ÖĞRENCİLERİMİN ARASINDA AL”

Kitabı yazarken nasıl bir ruh halinde olduğu ve hangi şartlar altında bu kitabı kaleme aldığıyla ilgili bilgiler de veren Nurgül Yakın, “İdealist bir öğretmenim. Hayalleri, umutları defalarca elinden alınmış, incitilmiş bir öğretmen. Öğrencilerini kendi çocuklarından ayırmayan, çocukları için daha iyi bir öğretmen bulayım diye uğraşmayan. Kendi çocuğuyla öğrencilerini aynı sınıfta okutup adaletli davranmak için sınırları zorlayan bunu öğrencilerinin gözünde ispatlayan bir öğretmen. Öğrencisi açken ders yapamayan, annesi babası ölmüş öğrencileriyle birlikte yetimliğini hatırlayıp tekrar tekrar yas tutan, öğrencilerinin iki kaşının ortasına bakarak sorunlarını anlamaya çalışan bir öğretmen. “Canımı öğrencilerimin arasında al” diye dua eden öğretmen. Sisteme inat öğrencilerinin eşit şartlarda eğitim almasını savunan, kendisi için ayrıcalık istememiş bir öğretmen. Diyarbakır’a ilk atamam yapıldığında; Malatya’ya gelme imkânım varken “kaderim neredeyse oraya giderim” diyen öğretmen. Babamın 25 Haziran 1987 yılında aramızda ayrıldığı O gün komşumuz siyah bir yazma örtmüştü başıma. Yazmanın katını açıp silkeleyip başıma örttüğü o anı defalarca yaşadım zihnimde. O sene lise son sınıfa geçmiştim.  Aklımda öğretmen olmak yoktu. Sınıf öğretmenliği iki yıllıktı. Ekonomik şartlarımız iki yıllık okuyabilmeme fırsat verecek kadar bile değildi. 26 yıldır iyi ki Ağrı’da okudum iyi ki öğretmen oldum diye dua ediyorum. Bizim öğrencilik dönemimiz de sıkıntılıydı.12 Eylül 1980 darbesinin izleri, sağ-sol çekişmelerinin son kalıntıları, hüküm sürüyordu.  Hocalarımızın birçoğu sağduyuluydu. Yaralar alsak ta; arkadaşlığın dostluğun en güzellerini orada yaşadım. Eylül ayında gidip burada durmam ben hukuk okumak istiyorum diye iki ay ağladığım Ağrı’da, Nurgül Hoca olarak dönmemi sağlayan Rabbime şükürler olsun. Başörtülü olarak gittiğim okulumda birçok sorunla karşılaştım. İlk önce kayıtta ve açılış töreninde kendini acı bir şekilde gösterdi. Gerici, yobaz örümcek kafalı diye hitap eden arkadaşlarım da vardı, beni seven el üstünde tutan da. İstiklal Marşı törenine almak istemeyen, birkaç ay sonra; hafta başında sabah erkenden kalkıp 800 öğrencili bir yüksekokulda üç kişiyi tören alanında bulamayınca gel baş belası diyen hocalarım da… Ağrı Eğitim Yüksek Okulunda 1988-1990 yıllarında görev yapan her yönüyle hayatıma katkı sağlayan hocalarımın ellerinden öpüyorum. Özellikle  verdiği dersleri halen unutamadığım Zeki ILGAR hocama çok teşekkür ediyorum. Bayram tatillerine gitmeden önce uğrayıp elini öptüğüm, önceleri beni başörtülü olduğum için sevmeyen görmezden gelen daha sonra ayrım yapmayan değerli hocamız, Dekanımız Selahattin SALMAN’a teşekkür ediyorum. Evet, biz de okurken çok sıkıntılar yaşadık ama 28 Şubat sürecindeki öğrenci ve çalışanların çektiği sıkıntılar ancak çekenlerin bileceği türdendi. Anlatılmaz yaşanır cinsinden. Bin bir hayalle gittiğim Diyarbakır’da aşağılanmanın hor görülmenin ne demek olduğunu tam manasıyla öğrettiler bana. Halk, eğitim öğretime kaygısızdı. Okullarda yokluk içinde öğretmenlik yapmaya çalışıyorduk. Bu yetmezmiş gibi toplantılarda, törenlerde aşağılanıyorduk. Nene Hatunun torunu olarak; sayısını bile hatırlamıyorum gözyaşlarıyla okuduğum İstiklal Marşımızın. Katılamadığım hizmet içi eğitimleri, kapısından giremediğim öğretmen evlerini ve içeriye girmeye korktuğum Milli eğitim müdürlüklerini, kaymakamlıkları, valilikleri… Çatısı, kapısı, penceresi ve zemininde beton sıvası olmayan okulumuzu ve lojmanımızı bir yıl uğraşarak tamir ettirdikten sonra; sudan sebeplerle Ergani’den Kulp’a sürüldüğümü… Karara itiraz etmek için yanına gittiğim vali yardımcısı hemşerimin; senin suç işlemene gerek yok, varlığın suç zaten demesini nasıl unutabilirim? Denetime gelen müfettişin Anadolu çocuğu olduğumu unutarak, köylüleri sana benzetecektin sen köylüye benzemişsin demesini nasıl anlayabilirim. İki sınıflı bir ilkokulda çalışıyordum. Ders zili çalmıştı. Öğrencileri içeri aldım.   Sadece   sınıfa girince başımı açardım. Başörtümü katlar masanın üzerine koyardım. Yine öyle yaptım. Aniden sınıfıma müfettiş girdi. Kendini tanıttı. Yolda gelirken çantasını çamura düşürmüş. Masanın köşesine koyduğum başörtüsünü eline aldı. Beni defalarca ilçede bu başörtüsüyle görmüştü. “Hocam olmaz o benim başörtüm.” dedim. ‘Yıkarsın’ deyip; gözlerimin içine baka baka çantasının çamurunu sildi. O an vermem gereken tepkiyi veremediğim için yıllarca içimde bu ezikliği yaşadım. Eşime ve arkadaşlarıma anlatamadım. İçime kapandım. Herkese her şeye küstüm. Özelliklede kendimi çok cezalandırdım. Nihayet yıllar sonra istifa etmeye karar verdim. Çünkü kendi hakkını arayamayan bir insanın öğrenci yetiştirmesinin doğru olmadığını düşünüyordum. Kendimi kötü hissediyordum. Eşim; anneme istifa etmek istediğimi söylemiş. Annem tek başına dört yetim büyüttüğü için olsa gerek “İstifa edersen sana hakkımı helal etmem .”dedi. Bir süre daha iç dünyamla savaştım. Sürekli başın açılıp kapatılmasının verdiği zarar gittikçe büyüdü içimde.   Birçok sıkıntımızın çözüldüğü bir zamanda; babamın cenazesinde aniden beni ziyaret eden başörtüm, on beş yıl sonra, bir sabah beni terk etti. İçimde onca yarayla birlikte, çamurunu yirmi yıldır yıkayamadığım başörtüm önüme düştü ve ben derdimle baş başa kaldım. Kışın soğuğunda buz üzerinde imza toplayarak kılık kıyafet özgürlüğü için çırpınırken de beni kimse anlamadı. Sadece acımı bilen birkaç kişi acıyarak çırpınışımı izledi.  Ülkemde insanlar kendini ifade ederken çekinmesin istiyorum. Ne fikirlerim değişti, ne de davranışlarım. Halen devlet memuru olarak çalıştığım için kendi hikâyemi yazmak yerine, üzerimde vebali olan 28 Şubat sürecinde yaşanmış, bir aşk hikâyesini anlatmak istedim. Umarım başarılı olurum. İnsanlar aynı değerlere inanmak zorunda değil.  İnsana insan olduğu için saygı duymak zorundayız. Saygı duymayı öğrenemediğimiz sürece bu coğrafyaya huzur gelmeyecektir. İnsanlar;  dinleri, ırkları ve siyasi görüşleriyle ile değerlendirilmemelidir. Allah’ın yanında kimin daha değerli olduğunu bilemeyiz. İnsanları sevmek ya da sevmemek ne haddimize. Allah uygun görmüş yaratmışsa bize söz düşmez. İnsan; acı çekmezse, haksızlığa uğramazsa nasıl olgunlaşabilir ki? Derdini sorununu seven, bunlar üzerine hikâyelerini oluşturan nesillerdik biz… Haddini bilen, önce kendini düzeltmeyi ilke edinen insanların olduğu bir dünya özlemiyle… Hayalleri, umutları, idealleri çalınmamış gelecek nesiller dileğiyle…” dedi.

 


NURGÜL YAKIN KİMDİR?

Malatya’da 1970 senesinde dünyaya gelen Nurgül Yakın, ilkokulu Akçadağ’ın Bahri Köyü’nde, orta okul ve lise öğrenimini Malatya merkez Kubilay Lisesi’nde, üniversite eğitimini de Ağrı Eğitim Yüksek Okulu’nda tamamladı. 19 yıllık öğretmenlik hayatının  ilk 3 yılını Diyarbakır’ın Ergani İlçesine bağlı Bereketli ve Canveren köylerinde geçirdi. 1993-1994 Eğitim Öğretim Yılında sürgün olarak gittiği Kulp Barış İlkokul’unda 1 yıl çalışan Nurgül Yakın, o dönemin öğretmenliğinin en güzel yılı olarak değerlendiriyor. Daha sonra 8 yıl Akçadağ’ın Levent Köyü’nde mesleğini icra eden Nurgül Yakın, sonraki 5 yıl da Malatya merkez Milli Egemenlik İlköğretim Okulu’nda çalıştı. Sonraki 4 yılda 13 Şubat İlköğretim Okulu’nda çalışan Nurgül Yakın, son 3 yıldır da Halk Eğitim Merkezi’nde idareci olarak görev yapıyor. Eğitim Bir Sen 1 Nolu Şubesi İcra Kurulu Üyesi ve Disiplin Kurulu Başkanı olan Nurgül Yakın, evli ve 3 çocuk annesi. 

PINARBAŞI HABER AJANSI (PHA)













Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    banner128
    banner130
    banner131
    Hava Durumu
    Tümü Anket
    Ne Tür Haber Okuyorsunuz ?

    NAMAZ VAKİTLERİ
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    SPOR TOTO SÜPER LİG

    Tür seçiniz:
    E-Gazete
    • Haber-Sistemi - 10 Ağustos 2011Manşeti
    Karikatür
    • Twiit
    Sen de Yaz
    Ziyaretçi Defteri
    Ziyaretçi Defteri
    Siz de yazmak istemez misiniz?
    Ziyaretçi Defteri
    Arşiv

    banner129

    Safak Gazetesi MES Yan Sol -->